ÇOCUKLARDA PSİKOLOJİK SORUNLAR  

Posted by İSMAİL CAN in

ÇOCUKLARDA PSİKOLOJİK SORUNLAR

KORKULAR
Bilinmeyen şeyler korkutucudur. Özellikle anne babadan ayrı kalmak küçükyaşlarda çocukta korku yaratır. Anne babalar bilmeyerek çocuklarında korkular oluştururlar. Anne çocuğunun yaramazlık yapmasını engellemek için "yaramazlık yaparsan bırakır giderim", "seni dilenciye veririm" şeklinde korkutmaya çalışır. Çocuklar için en dayanılmaz korku anne babadan ayrı kalmaktır. 4 ile 6 yaş arasında korkular çok fazladır.
Çocuklar anne babalarının veya büyüklerinin uslu dursunlar diye uydurdukları şeylerin gerçek olduğuna inanırlar. Büyükler korkuyu bir disiplin aracı olarak kullanmaktadırlar. Anne baba¬lar veya büyükler yaramazlık yapan, uyumayan çocuğu "öcü gelir" diye korkuturlar. Ancak bu kolay bir yoldur. Çünkü bunu duyan çocuğun hemen sesi kesilmektedir. Hatta korkutmanın dövmekten daha fazla yaptırım gücü vardır. Özellikle doktorla korkutulan çocuklar hastalandıklarında anne baba çok zorlanır. Yemeğini yemeyen çocuğa "şimdi ilaç veririm" şeklinde yapılan korkutma ise ilaç alması gerektiğinde aşılmaz sorunlar yaratır. Örneğin, iğneci veya hemşireyle korkutulan çocuklar aşı ola¬caklarında çok korkarlar, tepki gösterirler. Bir başka sorun yaratan korku da sünnetçi korkusudur.
En küçük şeyden korkan, paniğe kapılan, kendine güvenini kaybeden anne babaların çocukları da onlara benzerler. Anne bazen çocukların peşinde "aman düşecek", "hastalanacak", "dayak yiyecek" şeklinde düşüncelerle çocuğu kısıtlar, en¬geller, aşırı koruyucu, kollayıcı tutuma girer. Çocuğu çevrenin, insanların tehlikeli olduğuna inandırır. Çocuk fazla korunduğu için beceriksiz ve pısırık hale gelir.
Bazen de korkutmaTanrı'yı işin içine karıştırarak olur: "Tanrı seni cezalandıracak" gibi sözler, çocukTann'yı kafasında nasıl canlandıracağını bilmediği için, onda daha fazla korku geliştirir.
Bir de duruma bağlı olan korkular vardır. Örneğin eve hırsız girmesi, çocuğun kaza geçirmesi gibi durumlar, çocukta korku durumları ortaya çıkarır. Böyle durumlarda çocuğun korkusu dinlenilmeli, ciddiye alınmalıdır. Annenin aşırı koruyucu ve kollayıcı tutumundan vazgeçebilmesi için bir çocuk psikologundan yardım alınmalıdır.

GECE KORKULARI
4-6 yaşları arasında çocuklar korkulu rüyalar görürler. Bu gibi durumlarda çocuk anne babanın odasına gelir ve onlarla yatmak ister. Bu durumda çocuğu azarlamak, kızmak sakıncalıdır. Çocuğu alıp odasına götürmek ve dalıncaya kadar birlikte kalmak onu sakinleştirmeye çalışmak gördüklerinin gerçek olmadığını anlatmak uygun olacaktır.
Çocuk anne babanın cinsel ilişkisine tanık olmuş ise, bunu annesinin saldırıya uğraması şeklinde yorumlayabilir. Bu olay¬dan dolayı ya annesini korumak için ya da bu olayın yeniden olmaması için annesiyle yatmak ister. Uykuya dalmak istemez ya da anne babanın büyük kavgalarına şahit olmuş çocukta "eğer uyursam yine kavga ederler, ben Önleyemem" şeklinde birdüşünce gelişir. Böyle durumlarda çocuğa kızmamak uykuya
dalıncaya kadaryanında yatmak, sakin ve sevecen davranmak uygundur.

OKUL KORKUSU
Bu sorun, çocuk ilkokula başladığında ortaya çıkabileceği gibi okulun herhangi bir döneminde de görüle¬bilir. Hatta yuvaya başlayan çocuklarda da görülür. Çocuk anneye âdeta yapışır, onu bir türlü bırakmak istemez, ağlar, hırçınlasın Annenin yanında kalmasını İstediğinden anne günlerce, sınıfta çocuğun yanında oturur.
Ya da çocuk birden bire okula gitmek istemez; zorlanırsa, midesi bulanır, kusar, zorlamalara direnir. Yoldan veya okuldan döner gelir. Neşesizleşir, uykusu bozulur, iştahı kesilir. Ödevlere ilgisi kalmaz. Her sabah somatik bir belirti ortaya çıkartır. Örneğin, başı, karnı ağrır veya bulantısı olur, ateşi yükselir, hatta kusar. Evde rahattır. Ağır vakalarda ise çocuk evde bile huzursuzdur. Bunun kaynağı genellikle anneden ayrılma korkusudur. Okul korkusu görülen çocuklar genellikle uslu, sessiz, uyumlu, anneye aşırı bağımlıdırlar. Böyle durumlarda dayak ve korkutmalar sonuç vermez. Bu korku ortaokul¬da, lisede de görülebilir.
Anne babalar okul korkusu gösteren çocuğu okuldan uzak tutmamalıdırlar. Evde kalış uzadıkça okula dönüş güçleşir. Anne baba kararlı ve tutarlı davranmaya çalışmalıdır. Öğretmene durum anlatılmalı, işbirliği sağlanmalıdır. Çocuk sınıfa girmese de okula gitmeli, bahçede dolaşmalıdır. Çocuğun korkusu ciddiye alınmalıdır. Okula götürülmesi çözümün yarısı demek¬tir. Birkaç günde düzelmiyorsa, gecikmeden bir psikologa gi¬dilmelidir.

KEKEMELİK
Kekemelik, ses, hece ve sözcüklerin tekrarı, uzatılması ya da konuşmanın akışını kesen, duraklamalar şeklinde ortaya çıkan, bir konuşma bozukluğudur. Psikolojik so¬runlar yoğun olduğunda ve stresli ortamlarda artar. Konuşma hızı yavaş veya hızlı olabilir. Şarkı söylerken ve şiir okurken görülmez. Ağır durumlarda vücut, el kol hare¬ketleri konuşmaya eşlik eder.
Genellikle 12 yaşından önce, çoğunlukla da 2-7 yaşları arasında başlar. Belli bir yaşa kadar düzgün konuşan çocuk birden tutulur. Önceleri belli sözcüklerde, daha sonra her sözcükte takılır. Kekemelere uygulanan fiziki tekniklerde konuşma ile ilgili organlarda bozukluk saptanamamıştır.
Kekemelik genellikle erkek çocuklarda, kızlardan dört-beş kat fazla görülmektedir. Kekeleyen çocuğun aile üye¬leri ve yakınları arasında da kekemeliğe rastlama olasılığı yüksektir. Oluş nedeni tam olarak bilinmemektedir. Çok etkenli bir bozukluktur. Ailesel, genetik bir yatkınlıktan bahsedilmektedir. Bazı anne babalar çocuğa küçük yaşta düzen, temizlik ve terbiye konularında katı disiplin uygulamışlardır. Bu anne babanın çocuktan beklentileri çok yüksektir. Çocuğu aşırı denetim altında tutarlar. Konuş¬masına sürekli müdahale ederler. Lütfensiz konuşmasını istemezler. Bu durumun çocuğun konuşmasını engel¬leyebildiği ve konuşmada duraksamalara sebep olabildiği ifade edilmektedir.
Bir başka görüş de konuşmanın beyinde yetersiz lateralize olduğu; daha çok her iki hemisferde de temsil edilişinden ortaya çıktığı şeklindedir.
Kekemeliği başlatan en büyük nedenin korku olduğunu belirtebiliriz.
Kekemelik çocuğun toplumsal uyumunu aksatır. Konuş¬maktan çekinir, kekeleyeceği korkusuna devamlı sahiptir. Çekin¬genlik, utangaçlık, güvensizlik gibi ek belirtiler gelişir. Bu durum çocuğun arkadaş ilişkilerini ve okul başarısını etkiler.
2-3,5 yaşlar arasında başlayan kekemelik genellikle geçi¬cidir. Bu yaşlarda çocukta düşünme hızı konuşma hızını geç¬tiğinden ya da yetersiz konuşma ile düşünce ifade edileme¬diğinden fizyolojik kekemelik ortaya çıkar. Erken yaşta başlayan geçici kekemelik durumunda aile çocuğa düzgün konuşması için baskı yapmamalı, çocuğun konuşmasına dikkatçekilmemelidir.
Hafif vakalarda düzelme % 50 ile % 80 arasındadır. Ergenlik döneminde geçebileceğini vurgulayan araştırmalar vardır.
Anne babanın dayaktan, korkutucu tepkilerden sakınması uygun olur. Aile çocuğun konuşmasına sürekli karışmalar ve düzeltmeler yapmamalıdır. Anne baba sabırsız ve üzgün bir ta¬vır içine girmemelidir. Çocuğun tedirginliğini azaltıcı önlemler almalı, aşırı titiz, düzenli, denetimci ve kuralcı tutum gevşe-tilmelidir.
Kekemelik başlar başlamaz bir psikoloji merkezine gidilme¬si uygun olur. Çocuğun ruhsal sorunlarının çözülmesi, keke¬meliğin yer etmeden geçmesini sağlayabilir. Kekemelik teda¬visinde amaç, kekemelikle birlikte çocuğun ruhsal durumunun da düzeltilmesidir. Yani tedavinin büyük ölçüde amacı benlik saygısının korunmasıdır.
Konuşma tedavisi, uzmanları tarafından yapılmalıdır. Altı-yedi yaşından büyük çocuklar bu tedaviden kolay yararlanırlar.

TİKLER
Kaslarda beliren, irade dışı aralıklı kasılmalardır, En çok yüz kaslarında görülür. Tik yer ve biçim değiştirebilir. Örneğin, göz kırpma, baş sallama gibi. 6-7 yaşlarında sık görülür.
Tik erkek çocuklarında daha çok görülen bir gerginlik belir¬tisidir. Genel gerginliğin, belli bir kasın kasılmasıyla dışarı vurulması olarak yorumlanır. Kekemelik gibi tikler de çocuğun duygusal durumuyla ilişkilidirler. Ortaya çıkışı, aşırı korku, heyecan ve ürkmeyaratan olayları izler. Sık olarak altı yaşından sonra başlarlar. Tikin ortaya çıktığı çocuklar, genellikle tedirgin, kaygılı ve gergindirler. Genellikle bu çocukların anne babalarında titiz, kuralcı kişilik özellikleri gözlenebilmektedir.
Çocuğun yorgun, heyecanlı, sıkıntılı olduğu durumlarda or¬taya çıkan tiklere, çocuğun dikkati çekilmelidir. Tiklerin çoğu geçicidir. Tik görülür görülmez, vakit geçirmeden bir çocuk psikologuna danışmak yararlı olur. Böyle durumlarda çocuğu tedirgin eden nedenlerin bulunması ve durumun düzeltilmesi gereklidir..

YATAĞINI ISLATMA (ENÜREZİS)
Tekrarlayıcı nitelik taşıyan, istemdışı işemedir. Çocuklar 3-5 yaşlan arasında idrarı kontrol edebilecek biyolojik olgunluğa erişir. Bu yaşlardan sonra ayda en az iki kez yatağını veya altını ıslatması birsorun olarak değerlendirilmekte ve tedaviye gerek duyulmaktadır. Tuvalet kontrolü uygun eğitimle kazanılır. Altını ıslatma bebekliğinden beri sürüyorsa birincil, en az bir yıl kontrol edebildikten sonra başlamışsa ikincil adı verilir. Tek başına olabildiği gibi başka sorunlarla birlikte de görülebilir.
Toplumumuzda çok sık rastlanılan bir psikolojik şikâyettir. Erkek çocuklarda daha sık görülmektedir. Altını ıslatan çocuklar¬da ailesel bir yatkınlıktan söz edebiliriz. Araştırmalarda bu çocukların birinci derece akrabalarında da % 70 oranında altına işeme şikâyeti görülür. Erken başlatılan, kusurlu tuvalet eğitimi, kardeş doğumu, ailedeki ölüm, ayrılık, hastalık gibi duygusal durumlar okut sorunları veya aşın koruyucu aile tutumu tuvale! eğitimim geciktirir.
Altını ıslatmada bedensel hastalıkların rolü çok azdır.
Altını ıslatanlarda uyku derindir, işeme devam ettikçe anne ile ilişkiler bozulur. Bu çocuklarda epileptik bir durum olup olmadığı incelenmelidir.
Altını ıslatmanın organik, biyolojik bir nedenden dolayı olmadığı anlaşıldıktan sonra psikolojik tedavi başlar. Anne ba¬banın sabırlı ve anlayışlı yaklaşımı sorunun kısa sürede çö¬zülmesini sağlar. Azarlanıp ayıplanan çocuklarda aşağılık duy¬gusu geiişir. Sertlik ve utandırıcı cezalar işe yaramaz. Akşamlan sulu besinlerin kesilmesi sonuç vermeyen bir önlemdir.
Bu çocukların tedavi edilmeleri sonucu kısır kalacakları veya erkekliklerini Kaybedecekleri düşüncesi kesinlikle yanlıştır. Altını ıslatmanın sünnetle, ergenlikle, askere gitmekle veya evlenmekle ortadan kalkacağı gibi fikirlerin temeli yoktur. Çocuk bir psikoloji merkezine götürülmelidir. Bu merkezlerde psikolo-jikyardım ve davranışçı yöntemlerle soruna çözüm bulunacaktır.

DIŞKI KAÇIRMA (ENKOPREZİS)
Çocuğun tuvalet eğitimini tamamlaması gereken yaşa gelmiş olmasına rağmen istemli ya da istem dışı olarak kakasını kontrol edememesiyle ortaya çıkan bir bozukluktur. Seyrek görülen ve daha çok erkek çocuklarda rastlanan bir durumdur. Burada altını ıslatmadakinden daha ağır bir ruhsal uyum¬suzluktan söz edebiliriz. Bu tanı 4 yaşından sonra konur.
Yeni bir kardeşin doğumu, anneden ayrılık, korkutucu olay¬lar, hastaneye yatış, anaokuluna gidiş gibi tedirgin edici durum¬larda görülebilir. Bu durumlarda çocuğun bu tepkisi annenin aşın temizliğe ve titiziiğe önem veren, cezalandırıcı tutumuna bir tepki olarak ortaya çıkabilmektedir Çocuğa tuvalet eğitimi baskıyla uygulanmışsa bu durum görülebilir. Bu davranışıyla çocuk hem annesinin ilgisini çekmekte hem de ona baş¬kaldırmaktadır. Bu çocuklarda güven eksikliği ve benlik saygı¬larında zedelenmeler gözlenebilmektedir. Aile ve arkadaş iliş¬kilerini bozan bir durum olduğundan tedaviye vakit kaybetme¬den başlanmalıdır.
Böyle bir çocukta ilk yapılması gereken, varsa gereksiz baskıların kaldırılması ve aşırı titiz tutumdan vazgeçilmesidir. Çocukla önce olumlu bir ilişkiye girilmeli, sonra günde üç-dört kez belirli aralıklarla tuvalete oturması sağlanmalıdır. Hatta bu aşamada uygun ödüller yarar sağlayabilir.
Sorun, uzun süredir devam ediyorsa, bir psikolojik merkez¬den yardım istenmelidir. Psikoterapi ve davranışçı yöntemlerle sorun çözülür.

DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI
Yapılan araştırmalardavranış bozukluğunun 1-5 yaşlarında görülebileceğini, tanının 8 yaş sonrasında konabileceğini gös¬terir. Davranış bozukluğu gösteren çocukların, yetişkinliklerinde de buna rastlandığını söyleyebiliriz. Erkek çocuklarda davranış bozuklukları kızlara oranla, dört kat daha fazla görülmektedir. Davranış bozukluklarında organik nedenlerden bahseden çalışmaların yanı sıra bazı araştırmalar ana babadaki ruhsal bozuklukların çocuktaki davranış bozukluğu ile doğrudan ilgili olabileceğine dikkati çekmektedirler. Sıklıkla boşanma, aile içi kavgalar da davranış bozukluğuna neden olabilmektedir. Ana babalarında davranış bozukluğu olan çocuklarda davranış bo¬zuklukları olabileceği de ileri sürülen görüşler arasında-dır.Davranış bozukluğu da tek nedenle açıklanamaz. Böyle du¬rumlarda psikoloji merkezlerinden yardım istemek gerekmek¬tedir.

YALAN SÖYLEME
Yalan herkesçe ayıplanan bir davranıştır. Ama anne baba çocuğun hayal gücüyle yalanı birbirinden ayırmalıdır. 3-5 yaş arasındaki çocukların hayal güçleri çok zengindir. Hayalî olay¬lar, hikâyeler masallar anlatırlar. Anlattıkları şeylere kendileri de inanırlar. Hatta bazı çocukların hayalî arkadaşları bile vardır. Anne baba bu durumu tam doğru değerlendiremezse, çocuğun yalan söylediğini sanarak paniğe kapılır. "Benim çocuğum çok yalan söylüyor" diye psikologa getirilen pek çok sağlıklı çocuk vardır.
Çocuğu yalana yetişkinlerin çelişkili tutumu iter. Çocuklar yalana çok duyarlıdırlar. Anne veya baba kendi yalanına çocuğu ortak etmemelidir. Çocuk bu tür yalanları anne babaya karşı kullanır.
Çocuk sık sık yalan söylüyorsa bu önemli bir durumdur. Anne baba ile çocuk arasındaki güven sarsılmış demektir. Çocuk anne babanın beklentileri kendi gücünü aştığında ya da ceza korkusuylayalana başvurabilir. Yalan söylediği için çocuğu zorlamak, dövmek sakıncalıdır. Çocuk gerçeği söylemekten korktuğu için yalana başvurabilir. Ya da yaptığı şeyin yanlış, yapılmaması gereken birşey olduğunu bildiğinde yalan söyler. Böyle durumlarda çocuğun yalan söyleme sıklığı ve dozu dikkate alınarak bir psikologdan yardım istenmelidir. Çalma (Hırsızlık)
Anne babalar çalma karşısında sert tepki gösterirler. Üç yaşındaki çocuk sormadan alınmaması gerektiğini bilir. Yine de beğendiği bir şeyi cebine koymaktan kendini alamaz. Böyle durumlarda en doğru yol çocuğu korkutmadan, dövmeden, alınan şeyin mutlaka geri verilmesidir. Çocuk gereksiz yere suçlanmamış, davranışı da onaylanmamış olur.
Okul çağındaki çalmaların üzerinde önemle durulmalıdır
Çalma önemli bir ruhsal sorundan ileri gelebilir. Kendine güveni olmayan çocuk İlgi çekmek için hırsızlık yapabilir. Çalma, bazı durumlarda da bir yardım çağrısıdır. Çocuk çalarak ailesine "benim farkıma varın" demek istemektedir. Sevgi eksikliği ile çalmanın arasında bir ilişki vardır. Anne, baba yoksunluğu çe¬ken çocuklarda çalma davranışı görülür. Çocuk sevildiği, be¬nimsendiği duygusu iyice yerleşinceye kadar çalmaya devam eder.
Anne babalar çalma karşısında soğukkanlı davranmalıdır. Dövme, ayıplama, yüzüne vurma, arkadaşları arasında rezil etme çok tehlikeli yöntemlerdir. İlk çalmada anne baba ve okulun bağışlayıcı ama duyarlı olması çok önemlidir. Çalma çocuk için çok hassas bir konudur. Böyle bir davranışa hiçbir zaman boş verilmemeli, bir psikologa danışılmalıdır.

SALDIRGANLIK
Saldırgan çocuk, ruhsal sorunlarından dolayı çevresiyle uygun ilişkiler kuramaz. Kavgacıdır. Büyüklere karşı gelmeye eğilimlidir. Öfkesini kontrol edemez. Durmadan sorun yaratır. Çocuğun saldırganlığı süreklilik gösterir.
Saldırganlık doğuştun getirilen bir dürtüdür. Kontrol edebilir ya da olumlu yollara kanalize edilebilir. Çocuk başlangıçta sal¬dırganlığını açık olarak dışa vurur. Bebek, istekleri engel¬lendiğinde öfke nöbetleri gösterir. Yaş ilerledikçe isteklerini ertelemeyi ve beklemeyi öğrenir.
Hertürlü saldırganlığın engellendiği ortamlarçocukta gergin¬lik yaratır. Uygun yollardan saldıganlığını boşaltmasına izin verilmeyen çocukta bu saldırganlık dışa yönelir. Dayağın olduğu bir evde yetişen çocuk da kardeşini veya arkadaşlarını dövecek¬tir. Saldırgan çocuk temelde güvensiz, doyumsuz ve sevil¬mediğine inanan çocuktur. Kendine özsaygısı azdır. Dürtülerini kontrol etmeyi öğrenememiştir. Böyle çocukların anne babaları ya çok sert ve hoşgörüsüz, ya tutarsız davranışlar içinde, ya da gevşek bir disiplin anlayışına sahip olabilmektedirler. Bu çocuklar, öfkelerini kontrol etmekte zorluk çekerler. Saldırgan çocuk, ailedeki dengesizliğe ve ayartıcı çevre koşullarına bağlı olarak suça yatkınlık kazanabilir.
Anne babanın olumsuz tutumu saldırganlıkta önemli rol oynamakla beraber, tek neden değildir. Çocuğun organik olarak etkilendiği durumlarda da saldırganlık tepkisi ortaya çıkabilir.

DİKKAT EKSİKLİĞİ ve AŞIRI HAREKETLİLİK (HİPERAKTİVİTE )

Burada, dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik, ataklık en önem¬li belirtilerdir. Bu çocuklarda motor davranışlarda, bilişsel işlev¬lerde, kişilerarası ilişkilerde bozukluklar vardır. Bunların yanı sıra tabloya ruhsal bozukluklar da eklenebilmektedir.
Dikkat eksikliği hiperaktivite olmadan da olabilir.
Bu çocuklar aşırı hareketlidirler. Çocuk hiç yerinde dura¬maz. Bebekliğinden beri hareketli olan bu çocuklar genellikle yürümeye başladıklarında hemen farkedilirler. Hareketleri amaca yönelik değildir. Durmak, yorulmak bilmezler. Anneler bu çocukları "Düz duvara tırmanır" biçiminde nitelendirirler. Bu çocuklar savruk ve düzensizdirler.
Özellikleokul dönemindezorlanırlar. Okula uyum sağlamakta sorunlar çıkar. Sırada oturmakta, dersleri takip etmekte sıkıntı çeken bu çocuklar, yazmada ve okumayı öğrenmede de zorluk çekerler. Öğretmenleri ve arkadaşlarıyla sürtüşmeye girer, öğ¬retmeni öfkelendirir, arkadaşlarının saçını çekerler. Bu aşırı hareketlilik kimi zaman saldırganlığa dönüşür. İnce motor hareket gerektiren (yazı yazma, düğme ilikleme gibi) işlerde zorlanırlar.
Bilişsel işlemlerde ise dikkat süreleri az, bir işe yoğunlaşmaları çok zordur. Bu yüzden zekâları normal olmasına rağmen, öğ¬renme güçlüğü, okul başarısızlığı çekerler. Kısa süreli bellek¬leri zayıftır, ancak uzun süreli bellekte sorun yoktur. Çarpım tablosunu öğrenmekte zorlanırlar.
Kişisel ilişkilerde başladıkları arkadaşlığı sürdüremezler.
Ruhsal açıdan bu çocuklar ataktırlar, çabuk uyarılırlar, teh¬likeyi kavrayamaz, kazalara uğrarlar, engellenme eşikleri dü¬şüktür, çabuk heyecanlanır, küçük nedenlerle aşırı neşe ve ağlama davranışı gösterirler.
Erkek çocuklarda kızlardan daha fazla görülmektedir. Başlama yaşı 3-4 yaş olarak görülse de farklılıklar bebeklikten itibaren başlamıştır.
Bu çocuklar bebekliklerinde huysuz, huzursuz, sürekli ağla¬yan, zor bebekler olarak tanımlanırlar. Aile okul öncesi dönem¬de farketmez. Çoğu zaman okula başladığında farkedilirler. Çünkü çocuk hem okula uyum sağlamakta zorlanmakta, hem de öğrenme güçlüğü çekmektedir.
Burada bilgiyi işlemede bir fonksiyon bozukluğu söz ko¬nusudur.
Tedavi, belirtileri, şikâyetleri ortadan kaldırmaya yöneliktir. Bu süreçte çocukların aşırı hareketliliklerini azaltmak ve dikkatlerini artırıcı çalışmalar yapılmaktadır. Ailenin ve öğret¬menin bu konu hakkında bilgilendirilmesi ve katılımları gerek¬mektedir. Aile, çocuk ve öğretmenin işbirliğine girmesi, tedavi¬nin gidişini hızlandıracaktır.Çocuğun bozukluğuna uygun, di¬siplin uygulayan, tutarlı ve kararlı olan, ilgili, sevecen davranan anne babalar bu konuda başarılı olurlar. Bu çocuklara karşı aşırı disiplin veya gevşek tutum uygun değildir. Böyle bir çocuğa sahip olan ailenin işi zordur. Ailelere tavsiyemiz çocuk¬ta yukarıda saydığımız özellikler farkedildiğinde bir psikoloji merkezinden yardım istemeleridir.

AŞIRI KİLO SORUNU
Bebeğin aşırı kilolu olması annenin ve çevrenin hoşuna gider. Anne, çevrenin beğenisini almak için bebeği olması gerekenden daha fazla beslemeye çalışır. Fazla kilo nasıl ye¬tişkinlerde istenmeyen bir durumsa, hem bebek hem de çocuk için uygun değildir. Uzmanlar yetişkinlikteki fazla kilonun be¬beklikte ve çocuklukta oluşan yanlış beslenme alışkanlığının sonucu olduğunu söylemektedirler. Fazla kilo, çocukta duygu¬sal ve sosyal problemlere neden olabilir. Bu nedenle anne baba çocuklarının fazla kilo almamasına dikkat etmelidirler. Çocuğa yemek konusunda baskı yapmak, "yemezsen darılırım" biçi¬minde zorlamalara girmek sakıncalıdır. Yetişkinlerde olduğu gibi ender durumlarda da çocuklar endişeli veya stresli oldukları için daha fazla yemek yiyebilirler. Bu hallerde yemek karın doyurmak için değil, kendini tatmin etmek, rahatlamak için yenir. Sonra alışkanlık haline gelir. Bu çocuk için de istenmeyen bir durumdur.
Anne babalaryemeği ödül veya ceza olarak kullanırlar. Bu çokyanlış bir uygulamadır. Anne babalarçocuğun fazla yemesin¬den dolayı duydukları endişeyi çocuğa hissettirmemelidirler. Bu, çocuğu psikolojik olarak etkileyebilir.
Şişman çocuklar arkadaşlarının alaylarına hedef olurlar. Çocuk bu yüzden psikolojik olarak olumsuz etkilenebilir.

2 yorum

Merhaba benim yiyenim var ve annem bakiyor memlektte 4 yasinda cok hircin ve annesi babasi aklina gelince agliyor bugunde eger yalan soylemuyorsa civcivini bogmus acikcasi cok endiseliyim bana yardimci olabilir misiniz ne yapmam gerek nasil davranmamiz gerek

benim bebeğim 2,5 aylık kucağımdan yere düşer gibi oldu ve çok korktu yere düşmedi ama çok ağladı nefesi falan kesilir gibi oldu. Bunun ona ne gibi zararları olabilir?

Yorum Gönder

KONU BAŞLIKLARI