PROBLEM ÇÖZME  

Posted by İSMAİL CAN in

PROBLEM ÇÖZME
Yaşam Becerisi Nedir?
Beceri bir şeyi iyi bir şekilde yapmak için öğrenilmiş yetenektir.
Yaşam Becerileri Nelerdir?
Aile ile ilişkiler
Anlaşmazlıkları belirleme ve başa çıkma
Arkadaşlık
Baskılarla başa çıkma
Bütçe planlama
Cesaret
Dinleme
Doğru olanı yapma
Duyarlılık
Dürüstlük
Eleştirel Düşünme
Güvenilir olma
Hayır diyebilme
Hedef belirleme ve başarma
İletişim araçlarını etkili ve doğru kullanma
İletişim kaynaklarını doğru kullanma
İş birliği
İyi ahlak
Karar Verme
Kariyer planlama (Kendine uygun)
Konuşma
Kötü alışkanlıklarla mücadele
Liderlik
Okuma
Öfke, düş kırıklığı ile başa çıkma
Öğrenmeyi öğrenme
Ön yargı
Problem Çözme
Saygı (kendine ve başkasına)
Sorumlu olma
Sorumluluk
Şiddet
Vatandaşlık bilinci
Yaratıcı Düşünme
Yardım isteyebilme
Yazma
Zamanı ve kaynakları etkili kullanma
Örnek;
“Olaylara bakış açım çok değişti.”
“Yapmak istediklerim netleşti.”
“İnsanlara bakış açım değişti.”
“Her şeyin mutlak bir çözümü olduğunu gördüm.”
“Artık bir amacım var.”
“Yılın en iyi kararı”
Sorun – Problem Tanımı ve Amaçlar
Problem en kolay, en hızlı, en anlaşılır olarak nasıl değişir?
Problem; çözümü hazır olarak sunulmayan, çözümünde zihinsel, fiziksel engeller olan “yeni durumlar” dır.
Problemlerin Kaynağı:
1. Kaynakların Kıtlığı: Para, mal, konum, sahip olduğumuz bilgi miktarı v.b. nedenlerle
2. Bireysel İlkelerin Farklılığı, Değerler ve Öncelikler: Bir konuya verdiğiniz değer ve önceliği, bir başka insan bir başka şekilde sıralayabilir. Bu insanlar aynı kültürü, aynı sosyal çevreyi paylaşsalar bile farklı değerler oluşturabilirler.
3. Psikolojik Gereksinmelerin Karşılanması: İnsanlar bulundukları çevrede hayatlarını devam ettirmek için güçlü olma, ait olma, özgür olma ve eğlenme gereksinimlerini
Problem Çözme Nedir?
Problem çözme; Bireyin yaşama uyumunu güçleştiren ve başlangıçta kişiye karmaşık gelen bir engeli aşarak, amaca ulaşmak demektir.
Problem çözme, daha geniş tanımla, problemin tanımlanması, probleme ve çözümüne ilişkin bilgilerin toplanması, en uygun çözüm yolunun uygulamaya konulması ve sonucun değerlendirilmesidir.

Sorun Çözme Stratejiler
Sorun Çözme Stratejilerini;
Yumuşak (Geri çekilme, önem vermeme, inkar etme, pes etme)
Sert (Tehdit etme, itme, yumruk atma, bağırıp çağırma)
Katılımcı (Demokratik) (Dinleme, anlama, kabul etme, alternatif çözümler üretme, birlikte uygun çözümü seçme) şeklinde özetleyebiliriz.
Birlikte Yaşam
parazitizm (+ , -) KAZAN / KAYBET
kommensalizm (+ , 0)
mutualizm (+ , +) KAZAN / KAZAN
1. Amaca odaklı stratejiler
2. İlişkilere odaklı stratejiler.
1. Amaç Odaklı:
Ben kazanacağım o kaybedecek. (KAZAN / KAYBET)
Amaca önem veriyorsanız ya bunda uzlaşırsınız ya da güç kullanarak kendi çözümünüzü kabul ettirirsiniz. Uzlaşmada kendi amacınızın bir kısmından vazgeçebilirsiniz ve karşı taraftan da aynı şeyi isteyebilirsiniz.
parazitizm (+ , -) KAZAN / KAYBET
Sert (Tehdit etme, itme, yumruk atma, bağırıp çağırma)
2. İlişki Odaklı:
O kazansın da, benim için önemli değil. (KAYBEDEN YOK yaklaşımları).
İlişkilere önem veriyorsanız; Aman bir tatsızlık çıkmasın.” ilkesinden hareket ediyorsunuz demektir.
kommensalizm (+ , 0)
Yumuşak (geri çekilme, önem vermeme, inkar etme, pes etme)
3. Hem amaca hem de ilişkilere odaklı sorun çözme yaklaşımı;
Her ikimizin de sonuçtan memnun olması gerekir. (KAZAN / KAZAN yaklaşımları).
Bu yaklaşım yüzleşme, dialog, arabuluculuk yöntemleri olarak tanımlanır. Soruna, amacı ve ilişkileri birlikte ele alarak yaklaşan, kimsenin kaybetmediği, sonuçta herkesin kazandığı bir stratejidir.
mutualizm (+ , +) KAZAN / KAZAN
Katılımcı (Demokratik) (Dinleme, anlama, kabul etme, alternatif çözümler üretme, birlikte uygun çözümü seçme)
Problem Çözmede Çeşitle Yöntemler
1-Tecrübeler:
2-Hazır Modellerle Problem Çözme:
3-Deneme-Yanılma Yoluyla
4-Kavrama Yoluyla Problem Çözme:
5-Bilimsel Problem Çözme Yoluyla
6-Yaratıcı Düşünme
Tecrübeler:
Bazı problemler önceden edindiğimiz bilgi, becerilerle ve alışkanlıklarla çözülebilir. Daha önceki karşılaştığınız problemleri çözerken edindiğimiz bilgi ve becerileri hatırlayarak ve yeni duruma uygulayarak bazı problemleri çözebiliriz. Alışkanlıklarla bazen küçük problemleri çözebiliriz.
Örneğin: Okuldan eve gitmek eğer trafiğin fazlalığı yüzünden bir problemse şimdiye kadar edindiğimiz alışkanlıklar bu çözmeye elverişlidir.
Tecrübelerin Aktarılması:
Akıl vermenin birinci dezavantajı: Birisi size akıl vermeye başladığında o kişiye karşı direnç gösterirsiniz. Ya onun dediğini yapmazsınız veya aksini yapmak istersiniz.
Akşam yemeğine oturdunuz. Çok sevdiğiniz yemek var. Anneniz ısrarla diyor ki "Hadi ye, bunlardan da yemelisin, benim hatırım için." Bu sözler üzerine çok canınız istediği halde yemiyorsunuz. Direnç gösteriyorsunuz.
İnsanlarda kendilerine sürekli akıl verilmeye başlandığında ona karşı bir direnç oluşur. Bu yüzden insanları karşınıza alıp akıl vermek yerine öncelikle onların yanında olmanız gerekir.
Siz hiç şimdiye kadar işçinin, işçiye karşı yürüdüğünü duydunuz mu? Hiç çocuğun çocuğa karşı isyan ettiğini gördünüz mü? Hayır. Hep karşı tarafa doğru hareket ve direnç vardır.
Dolayısıyla çocuklarınızdan, eşinizden, arkadaşlarınızdan direnç görmek istemiyorsanız öncelikle onlarla aynı tarafta olduğunuzu vurgulamanız gerekir.
Hazır Modellerle Problem Çözme:
İnsanlar belli bir problem çözümünü öğrendikleri zaman, benzer bir durumda aynı biçimde davranırlar. Birey, daha önce öğrendiği çözüm yollarını uzun süreli belleğinde bir model olarak örgütler ve benzer durumla karşılaştığında bu modele uygun olarak davranır. Kişinin belleğinde ne kadar çok hazır çözüm yolları varsa, problemi o kadar kolay ve hızlı çözer.
Örneğin: bir satranç ustasının çok hızlı hamle yapması, geçmiş yaşantılarında pek çok problem durumu için hazır hamlelerin bulunmasından kaynaklanmaktadır.
Örneğin: Bir araştırmada bir grup deneğe havuz problemleri üzerine alıştırma yaptırdıktan sonra benzer problemler sorulmuştur. Araştırma sonucunda deneklerin % 83’ünün, yeni problemleri çözerken, alıştırma esnasında öğrendikleri davranış örüntüsünü kullandıkları görülmüştür. (Duncan, 1959).
Deneme-Yanılma Yoluyla
Bazı problemler deneme-yanılma yoluyla çözülür. Bu yönteme göre, insan bir durum ya da sorunla karşılaşınca, bir çok tepkilerde bulunur. Bunun bir kısmı amaca götürücü niteliktedir. Birey amaca götürücü nitelikte olanları seçer. Denem-yanılma yoluyla problem çözmede zihinsel süreçlere planlamaya gerek duyulmaz. Bu yolla problem çözmede davranışların tek tek sınanması gerekmektedir. Bu da çözüm için gereksiz zaman kaybına neden olmaktadır. Deneme-yanılmaya problem çözülünceye kadar devam edilir. Deneme-yanılma, “boş durma, sürekli uğraş, çabala, belki bu çabalardan biri seni çözüme götürür” anlayışı içinde yapılır.
Bu yaklaşımı açıklayan ilk kuramcı, davranışçı yaklaşımın öncülerinden olan Thorndike’tır.
Örneğin: Bu araştırmacı aç bir kediyi kapısı bir manivela ile açılan kafese koymuş ve davranışlarını gözlemiştir. Gözlemleri sırasında kedinin ilk kafese konduğunda çeşitli davranışlar denediğini ve sonunda rastlantısal olarak manivelaya basıp kafesten kurtularak yiyeceğe ulaştığını görmüştür. Kedi aynı kafese defalarca konulmuş ve hayvanın giderek sonuca ulaşmayan davranışlardan vazgeçerek sonuca götüren davranışları yapıp, daha kısa zamanda kafesten kurtulduğu gözlenmiştir.
Bu deneyler sonucunda Thorndike, problem çözme durumunda organizmanın yaptığı davranışlardan tatmin edici etki yaratanların kalıcı olduğunu ve hangi davranışın tatmin edeceğinin ise, sınama – yanılma yoluyla öğrenildiği sonucuna ulaşmıştır.
Harlow, (Stones, 1968), Örneğin: maymunlar ve çocuklar üzerinde yaptığı araştırmasında, deneklere birbirine benzeyen, ancak bazı yönlerden farklılık gösteren birçok ayırt etme problemi vermiştir. Denekler yaklaşık 300 sınamadan sonra öğrenme seti oluşturmuşlardır. Bu tür problem çözmeyi öğrendikten sonra, verilen yeni benzer problemleri doğru olarak ve bir kerede çözebilmişlerdir.
Bu yolla problem çözme, genellikle aralarında anlamlı ilişki olmayan problemlerin çözümünde ya da problem hakkında ön bilgilerin eksik olduğu durumlarda elverişli bir yöntem olarak kullanılabilir. Lester K.Frank (1980) sınama – yanılma yoluyla problem çözmenin küçük yaştaki çocuklarda daha sık görüldüğünü ve yaş ilerledikçe bilgilerin örgütlenmesi yoluyla problem çözmenin geliştiğini bulmuştur.
Modern bilişsel psikologlara göre bir şey, problemin çözümüne iç görü yoluyla ulaşmadan önce, bir çok deneme-yanılmada bulunur ve böylece değişik çözüm seçenekleriyle tanışıklık kurar. Bu tanışıklık devresi iç görünün olabilmesi için gereklidir. Bilişsel psikologlar deneme-yanılmanın yalnız davranış düzeyinde değil, aynı zamanda örtük bir biçimde algısal ve bilişsel düzeyde de olduğunu kabul ederler.
Kısaca, sınama – yanılma yoluyla problem çözme sırasında, birey problem karşısında birçok davranışta bulunur. Bu davranışlardan sonuca götürücü olanlar öğrenilirken, diğerleri söner.
Örneğin, Türk kültürü ile yetişmiş bir insanın teknolojik bir aleti kullanması
Örneğin, Bir atasözü vardır. "Bir musibet, bin nasihatten daha etkilidir." Fakat bizler bu atasözünü bilmemize rağmen, ısrarla çevremizdeki insanları ve çocukları değiştirmek için akıl vermeye devam ederiz. Ne kadar çok akıl verirsek çocuğumuz o kadar az problem yaşar zannederiz. Karşılaştığı problemleri halleden çocuklar değil de bu problemlerden kaçan çocuklar yetiştirmiş, onların yaşayarak öğrenmelerine engel olmuş oluruz. Elbette hiç akıl vermeyelim demiyoruz. Ancak çocuğumuzun bütün hayatını akıl vermek vererek şekillendirmeye kalkmamalıyız.
Kavrama Yoluyla Problem Çözme:
Kavrama yoluyla problem çözmeyi açıklayan ilk bilim adamı Gestalt kuramcılarından Köhler’dir. Gestalt psikologlarından Woltgang Köhler, Örneğin: şempanzelerin problem çözme stratejilerini incelemiştir. Şempanzelerin, minimum deneme-yanılma yöntemini kullandıklarını gözlemlemiştir. Bu deneyde şempazenini içinde bulunduğu odanın tavanına bir muz asılıdır ve odaya çok sayıda boş tahta sandık konmuştur. Şempanze sürekli zıplamasına rağmen muza ulaşamaz. Birçok denemeden sonra şempanze bir köşeye çekilir sakinleşir ve bir süre sandıklara bakar. Daha sonra kalkar sandıkların üst üste koyar ve üstüne çıkarak muzu alır. Yapılan gözlemler sırasında maymunun önce bazı boş davranışlarda bulunduğu, sonra araçları kullanarak amaca ulaştığı görülmüştür. Köhler’e göre, maymun, problemi amaç (muza ulaşmak) ile araç (kutular ve çubuk) arasındaki ilişkiyi kavraması sonucunda çözmüştür.
Yaratıcı Düşünme
Torranc’a göre yaratıcılık, sorunlara, bozukluklara, bilgi eksikliğine, kayıp öğelere, uyumsuzluğa karşı duyarlı olma; güçlüğü tanımlama, çözüm arama, denenceler geliştirme ve bunları değiştirme ve yeniden sınama daha sonra da sonucu ortaya koymadır (Sungur, 1992). Bu tanımda görüldüğü gibi, yaratıcılık bir çeşit problem çözmedir.
Toplumların gelişmesinde yaratıcı düşünce önemli rol oynamaktadır. Yaratıcılık bir öğrenme, düşünme ve algılama biçimidir. Pek çok buluş yaratıcı düşünmenin ürünü olarak ortaya çıkmıştır.
Bilim adamları genellikle yeni ve orijinal düşünceleri yaratıcı olarak kabul etmektedirler. Yaratıcılık varolan bazı eski şeylerden bireyin hayal gücünü kullanarak yeni bir şey ortaya çıkarmasıdır. Ancak her yeni ve orijinal görüş yaratıcı değildir. Bazı yeni ve değişik görüşler yanlış da olabilir.
Bilimsel Problem Çözme Yoluyla
Bazı problemlerde bilimsel problem çözme yoluyla çözülür. Bazı karşılaştığımız problemler yukarıdaki yollar ile çözülmeyebilir. O zaman daha etkin ve yoğun bir çalışma ve çabaya girişiriz. Daha önce söz konusu olduğu gibi problem çözme oldukça karmaşık ve çaba isteyen bir yoldur.
Problem Çözme Yöntemi
Problem çözme, teorileri test etmeyi seven, eşyanın nasıl çalıştığını merak eden öğrenciler için etkili bir öğretim yöntemidir. Bu gruba giren öğrenciler genellikle okuldan nefret ederler. Çünkü, okulda sağlanan bilgiler sadece teorik bilgilerdir. Uygulama olanağı pek yoktur. Öğretim yöntemi bu grup öğrencilere “Nasıl” sorusunun cevabını sağlayabiliyor ve öğrenilen şeylerin gerçek uygulamalarını gösterebiliyorsa etkilidir. Problem çözme, laboratuar çalışması ve gözlem gezisi bu tür öğrencilerin tercih ettiği öğretim yöntemleridir.
Problem çözme yöntemi bir problemin değişik boyutlarıyla ele alınması, formüle edilmesi, problemin çözümü için gerekli verilerin değerlendirilmesi, eldeki imkan ve araçların problemin çözümünde etkili olarak kullanılması gibi süreçleri içeren bir öğretim yöntemidir. Bu yöntemin kurucusu John Dewey’dir.
J.Dewey’e göre birey geçmiş yaşantısındaki bilgilerden yararlanarak problemin çözümü olabilecek plan ve projeler geliştirir, yeni durumda önerileri destekleyici kanıtlar bulur, önerileri eleştirir ve en sağlamını seçer.
Dewey, gerçek öğrenmelerin bir problemin çözümüne aktif olarak katılan bireyin tecrübe ve deneyimlerine dayalı olduğunu ifade etmiştir. Dewey’e göre hayat değişik biçim ve yapıdaki problemlerle doludur. İnsan hayatının her döneminde problemler karşı karşıya kalmakta, problemlerin üstesinden gelmek için çıkış yolları aramaktadır.
Gagne ve Skinner (1964; 1974) gibi araştırmacılar problem çözme sürecinde en önemli değişken olarak bireyin geçmişini inceleme eğiliminde görülürlerken, diğer araştırmacılar, örneğin; Kohler ve Maier (1925, 1970) gibi, problemlerin çözümünde en önemli unsurun bireyin karşı karşıya kaldığı durumu algılama biçimi olduğunu savunmuşlardır.
Oğuzkan’ a göre problem çözme bir zaman, çaba, enerji ve alıştırma işidir. Bireyin amaç, ,ihtiyaç, değer, inanç, beceri, alışkanlık ve tutumları ile ilgilidir. Ayrıca bireyin problem çözmeye yönelmesi, cesareti, ,isteği ve kendine güven duygusuyla orantılıdır.
Anderson (1980) öncelikle bilişsel işlemler üzerinde odaklaşarak, problem çözme sürecini bilişsel işlemleri sırayla bir hedefe yöneltmek olarak tanımlamıştır.
Problem çözme, yalnızca birey bazı düzeylerde tepki vermesi gerektiğini algıladığı zaman başlayabilir. Ayrıca bireyin bir hedefinin olması gerekir ki, böylece elde etmek istediği hedefe ulaşma yollarını bulmak için çaba sarf etsin. Diğer bir deyişle problem çözme bir hedefe ulaşırken araya giren zorlukların çözümünü bulma sürecidir. Wickelgren (1979), her problem için, bir hedef, veriler ve işlemler belirlenebileceğini belirtmektedir. Veriler, hedefe ulaşmak için kullanılabilecek gerçekler, sözcükler, kavramlar ve işlemlerdir. İşlemler, hedefe ulaşabilmek için verileri manipüle etme yollarıdır. Hedef ise problemin çözümüdür.
Kabadayı (1992), problem çözme sürecinin hem zihinsel bir faaliyet ya da beceri hem de eğitimde teknik ya da yöntem olduğunu belirtmiş ve problem çözme sürecinin eğitimde alabileceği boyutları değerlendirmiştir. Sonuç olarak problem çözmenin bilişsel, duyuşsal ve davranışsal etkinlikleri içeren karmaşık bir süreç olduğu söylenebilir.
Heppner (1982) ‘in tanımı ise bazı yönlerden diğer tanımlarda farklıdır. Heppner ‘e göre problem çözme, problemlerle başa çıkma kavramı ile eş anlamlıdır. Gerçek yaşamda kişisel problem çözme bu tanımda, iç ya da dış istekler ya da çağrılara uyum sağlamak amacı ile davranışsal tepkilerde bulunma gibi bilişsel ve duygusal işlemleri bir hedefe yöneltmek olarak ele alınmıştır.
Kaya (1992), Örneğin: tarafından yapılan bir araştırmada, üniversite öğrencilerin algıladıkları problem çözme beceri düzeyleri ile benlik saygısı düzeyleri, benlik değerlerinin sürekliliği düzeyleri, depresif duygulanım düzeyleri, insanlara güven duyma düzeyleri, eleştiriye duyarlılık düzeyleri, psikosomatik belirti düzeyleri ve kişiler arası ilişkilerde tehdit hissetme düzeyleri arasında önemli ilişki bulunmuştur.
Bu yöntemin artıları da şu şekilde özetlenebilir:
Problem çözme yöntemi, öğrencinin karar verme yeteneğini geliştirir.
Geniş ilgi ve merak uyandırır.
Aktif katılımı sağlar.
Eleştirel düşünmeye yardımcı olur.
Problem çözme sürecinin alışkanlık haline gelmesine yardımcı olur.
Gözlemleme, rapor etme, karşılaştırma, bilgileri düzenleme, yorumlama, değerlendirme ve özetleme gibi yeteneklerin gelişmesine katkıda bulunur.
Yaratıcı düşünceyi geliştirir
Demokratik tavır ve tutumları geliştirir.
Sınırlılıkları;
Öğretmen ve sınıf için uzun bir hazırlık çalışması gerektirir.
Bütün çalışma birkaç öğrencinin omuzlarında kalabilir.
Küçük gruplarda amacından sapabilir.
Araç-gereç gerekli olursa pahalı olabilir.
Problem çözme süreci tam anlaşılmadığında sonuç fiyasko olabilir.
Öğrencilerde her problemin çözümünün çok basit olduğu kanaati uyandırabilir.
Gerekli verileri toplamak zor olabilir.
Öğretmenin problem çözmenin her aşamasında gerekli rehberlik ve danışmanlığı sağlayacak yeteneklerinin olmasını gerektirir.
Problem Çözümünde Uygulanacak Basamaklar Şunlardır :
1) Hazırlık Aşaması 1. Sorunun Fark Edilmesi
2. Sorunun Tanımlanması
2) Kulaçka Aşaması 3. Bilgilerin toplanması ve tasnifi
4. Kriterlerin tespit edilmesi
3) Kavrama ve Aydınlanma Aşaması 5. Çözümler Üretme
6. Çözümlerin Değerlendirilmesi
7. En Uygun Çözümü Seçme
4) Değerlendirme Aşaması 8. Değerlendirme ve Yeniden Yapılandırma

Yaratıcı Düşünmenin Aşamaları - Problem Çözmedeki Aşamalar I
1) Hazırlık Aşaması: Hazırlık aşamasında problem bütünüyle ele alınır. Bu aşamada problemin tanınması sağlanır.
2) Kulaçka Aşaması: Kuluçka aşamasına bekleme dönemi denebilir. Bu aşamada problem bir kenara itilmiş gibidir. Kişinin dikkati başka şeylere çevrilmiştir, problem zaman zaman hatırlanır. Kimi zaman düş kurarken, kimi zaman da rüyada çeşitli yönler ile canlanır. Bu arada bilinçaltı süreçlerde işbaşındadır.
3) Kavrama ve Aydınlanma Aşaması: Kavrama aşamasında kişi, bir esinle karşılaşmış gibidir. Bu aşamada genellikle, kişide bir kavrayış gözlenir, kafasında ani ve tümüyle yeni bir fikir doğar. O zamana kadar karanlıkta olan noktalar aydınlanmış, problemin çözümü sağlayacak düşünce birden bire kafasında belirmiştir.
4) Değerlendirme Aşaması: Kişi fikrinin gerçekten çalışıp çalışmadığını sınar. Bazen, bulduğu sonuç işe yaramaz ve yeniden başlangıç noktasına döner. Bazen de fikir doğrudur, fakat birkaç küçük değişiklik veya ufak tefek problemlerin çözülmesi gerekir. Çözümün mantıklı olup olmadığını, uygulanıp uygulanmayacağını araştırır.
Rasyonel Problem Çözme Süreci - Problem Çözmedeki Aşamalar II
Bingham (1983) Dewey’in aşamalarını geliştirerek, problem çözmede sekiz aşama saptamıştır:
1. Sorunun Fark Edilmesi: Çözüm sürecinin ilk aşaması sorunun fark edilmesidir. Sorun çözme sürecinin ilk aşaması, bir güçlüğün sezilmesi ya da bir şeylerin yolunda gitmediğinin fark edilmesidir. Sorunlar tesadüfen ya da sistematik incelemeler sonucunda fark edilebilir. Ama genellikle sorunlar, doğal olarak ortaya çıkarlar ve gerginliği ya da çatışmayı artırarak varlıklarını bize duyururlar.
Örneğin; ülkemizdeki çarpık kentleşme bazı insanlar için bir problem olarak görülmekteyken, bazıları bu problemin farkında olmayabilir. Kuşkusuz, bu probleme çözüm yolları, olayı problem olarak görenlerden gelecektir.
2. Sorunun Tanımlanması: Burada sorunun açıklığa kavuşturulması gerekir. Sorunun sahibini bilmek demek aynı zamanda çözümün sahibinin de kimler olacağını bilmek demektir. Problemin niteliğinin bilinmesi ona bulunacak çözüm yollarının bulunmasını kolaylaştırır. “Problemin anlaşılması çözülmesinin yarısıdır” inancı buradan gelmektedir. Problem iyice anlaşıldığı zaman problem çözme daha düzenli ve kısa yolla yapılır. Probleme yönelik çözüm yollarının neler olabileceğini araştırmaya geçmeden önce, problemi güzelce bir inceleyin ve özelliklerini ortaya çıkarın. Çoğu zaman problemi anlamak onu çözmek demektir.
- Sizce sorun nedir?
- Bu konuda kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
- Problemin nereden kaynaklandığı, engellerin nelerdir?
- Sorun kimlerle ve nelerle ilişkilidir?
- Sorun bireysel midir, kişiler arasında mıdır? Yoksa grup mu yaşıyor?
- Kim veya kimler rahatsızlık belirtileri gösteriyor veya dile getiriyor?
- Sorundan en çok etkilenen veya engellenen kim, kime veya kimlere yardım edilmeli?
- Sorun için çözüm bulunduğunda kim veya kimler kendilerini iyi hissedecekler?
Örneğin; çarpık kentleşme, alt yapı yetersizliği, gecekondulaşma, işsizlik, ulaşım problemi vb. biçimde alt problemlere ayrılabilir.
Örneğin; Temizlik yapıyorsunuz. Misafir gelecek... Çocukların oyuncaklarını toplamamış olması kimin sorunu? Annenin mi, babanın mı, çocukların mı? Odanın dağınık olması beni kötü durumda bırakacak. O yüzden benim sorunum. Çocuklarınızla bir anlaşma yapın. "Çocuğum çabuk oyuncaklarını topla. Çünkü toplamazsan evimin dağınık olduğunu görecekler ve bu beni mutlu etmeyecek..." Toplamamakta ısrar ediyor. O zaman oyuncakları toplayın bir poşete koyun. İki gün oyuncakları yasaklayın. Böylelikle çocuklarınız, kendilerinin yapmaları gereken işleri yapmaya başlayacaklardır.
3. Bilgilerin toplanması ve tasnifi: Gerekli bilgi ve beceriler edinilmeden problemin çözümünü yapmak mümkün değildir. Toplanan bilgiler problemin niteliğini daha iyi açacak geçici bir süre için çözüm yolu olabilecek varsayımların bulunmasına yardım edecektir.
Örneğin; Çarpık kentleşme ile ilgili veriler, belediyelerden, imar planlarından, şehirlere göç eden vatandaşlardan toplanabilir.
4. Kriterlerin tespit edilmesi,
Toplanan bilgilerin iyi bir şekilde kullanılması için bir düzene sokulması gereklidir. Düzene sokma bir ilk değerlendirme görevi yapar.
5. Çözümler Üretme: Beyin Fırtınası Tekniği
Kullanılan sihirli sözcük “BAŞKA....?..BAŞKA..? ” dır.
Beyin fırtınası ilk başta çok büyük şirketler de uygulanmaya başlayan bir yöntemdi. Daha verimli hale gelmek ve yeni iş kolları açmak için yapıyorlardı. Bizler de küçük şirket yani aile olarak beyin fırtınaları estirmek durumundayız. Beyin fırtınasını evde-okulda -yaşamımızda nasıl uygularız?
Alternatif çözümler üretme aşamasında, eleştirinin olmadığı bir ortamda çok sayıda çözüm önerisinin ortaya konabildiği, daha sonrada bu önerilerin birleştirilerek geliştirilebildiği beyin fırtınası tekniğinden yararlanılabilir.
İnsanlar kendi fikirlerini ve çözüm önerilerini diğer insanların öne sürdüğü fikirlerden ve görüşlerden daha fazla benimserler ve bunun için daha çok çalışırlar.
İyi ya da kötü, mümkün ya da değil gibi süzgeçlerden geçirmeden olduğu gibi ortaya koyun. Belli bir sorunun çözümü ile ilgili tüm görüşler ortaya konmadan önce çözümün belirlenmesi çözümün niteliğini azalttığı gibi kişiler arasındaki açık iletişim de engeller. Bu durum insanları çok erken bir değerlendirme yapmaya zorlar ve kendi görüşlerini savunmaya iter. Bu aşamada amaç sorunla ilgili olabildiği kadar çok sayıda çözüm yolunu bir liste halinde ifade edebilecek duruma gelmenizdir. Farklı çözümler üretildikten sonra çözümleri birleştirmek ve sentezlemek gerekmektedir.
Toplanan bilgilerin ışığı altındaki problem için çözüm yolu olabilecek varsayımlar saptanır. Bu varsayımlar denemeden sonra çözüm yolu olabilecek netlikte ön tekliflerdir. Bir parlak fikir veya önceki yaşantılarımızın sonucu, bize çözüm yolu gibi görünen bir fikir vb. bir veya birkaç tane varsayım saptanır. Eğer henüz daha bir varsayım ortaya çıkmamış ise başka bir deyimle “problem şu yolla veya şu şekilde çözülebilir” denemiyorsa toplanan bilgiler yeterli değildir. Yeniden bilgi toplamak gerekir.
Örneğin; elde edilen veriler çarpık kentleşmenin göçlerden ve belediyelerin yeterli parasal kaynaklardan yoksun olmasından doğduğunu gösteriyorsa, büyük şehirlerde yaşayanlardan ek vergi alınması, göçün olduğu yerlere yatırım yapılması gibi çözümler önerilebilir.
Problem çözme yöntemini etkinleştirmek için şu kavramların bilinmesi gerekir:
Beyin Fırtınası Nedir
Fikirlerin, problemlerin, algıların, soruların veya sonuçların bir listesini hazırlamak amacıyla bir ekibin yaratıcı düşüncesini ortaya çıkartmak ve tam katılımı sağlamak için kullanılan tekniktir.
Çoklu Oylama Nedir
Beyin fırtınası ile belirlenen fikirlerin en önemlilerini takımdaki herkesin eşit katılımına başvurarak tespit etmek için kullanılan tekniktir.
Nominal Grup Tekniği Nedir?
Takım üyeleri arasında görüş birliği sağlamak için kullanılan puanlama tekniğidir
Sebep Sonuç Diyagramı Nedir?
Herhangi bir problemi doğuran ya da etkileyen sebep ve faktörleri belirlemek amacıyla kullanılan tekniktir.
Benzerlik Diyagramı Nedir?
Pek çok fikir, görüş, konu veya faaliyet içinde temel olanları bulmak, onları gruplandırmak ve organize etmeyi amaçlayan tekniktir.
6. Çözümlerin Değerlendirilmesi: Her çözümün güçlü ve zayıf yanları değerlendirilir. Seçildiğinde sonuçlarının ne olabileceği konuşulur. Bu aşamada her çözüm yolunu değerlendirerek, bu çözüm yollarının her birinizi tatmin ettiğini tartışacaksınız. Bu evrede kişilerin dürüstçe düşüncelerini ifade etmeleri önemlidir. Bir çözüm tarzını istemediği halde karşısındaki memnun olsun diye kabul etmek, iki kişinin arasındaki ilişkinin sağlığı bakımından sakıncalıdır.
Örneğin; İstanbul'u fethetmek için kaç tane projesi olduğunu biliyor musunuz? 40 farklı proje hazırlıyor ve 4. Projesiyle fethediyor. Gemilerin karadan da yürütüleceğini söylemek o an verilen bir karar değildir. Daha fetih planı hazırlanırken şayet Haliç'ten geçemezsek o zaman ne yaparız sorusunu Fatih Sultan Mehmet projeyi hazırlarken düşünmüş ve çözüm olarak gemilerin karadan da yürütülmesi gerektiğini projeye dâhil etmiştir. Alternatifi olmayan en güzel bir fikir bile başarısızlığa uğrayabilir.
7. En Uygun Çözümü Seçme: Varılan sonuç taraflarca onaylanır ve tekrar görüşmek için bir tarih belirlenir. Yani bu aşamada olası her çözümün, güçlü ve zayıf yanlarının dikkatli bir biçimde değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirme sonucunda en uygun çözüme karar verilir.
8. Değerlendirme ve Yeniden Yapılandırma: Seçilen çözümün sonuçlarını değerlendirmeyi amaçlar.
İnsanların, yeni düşüncelere direnç göstermelerinin nedenlerinden birisi değişimden sonraki yeni statükonun da artık yeni görüşlere kapalı olacağına inanmalarıdır.
Problem için geçici çözüm yolu olarak varsayımların ne dereceye kadar çözüm yolu olabileceğinin denenmesi ve sonunda iyi-kötü yönlerinin değerlendirilmesi gereklidir. Bazen daha ilk denemede probleme çözüm yolu olmayacağını ortaya koyar. O zaman bu varsayımların atılıp yerine yenilerinin, daha sağlamlarının ele alınması gerekir. Deneme sonunda iyi sonuçlar veren varsayımların da değerlerinin ne kadar olduğunun ve hangi durumlarda daha iyi çalışabileceğinin saptanması gerekir.
Varsayımlar denendikten ve değerlendirmesi yapıldıktan sonra eğer olumlu sonuç vermişse artık problemin çözümü için kullanılabilirler. Bulunan çözüm yolu duruma göre devamlı bir çözüm yolu olabilir. Bazen de amaca ulaştıktan sonra artık çözüm yolunun bir daha kullanılmasını gerektirecek bir durum çıkmaz. Bazen de çözüm yolu zamanla olanakların ve koşulların değişesi yüzünden değerinden kaybeder.
Örneğin; büyük şehirlerde yaşayanlardan vergi alınmasına karar verilirse, vergi toplanmasını sağlayacak yasal düzenlemeler yapıldıktan sonra vergi toplanmaya başlanır.









Kısaca problem çözme işleminde başarı, öncelikle problemin doğru tanımlanmasına bağlıdır. Problemin doğru tanımlanmasının yanı sıra problematik durumla ilgili yeterli bilgi sahibi olunmalı ve güçlüğü gidereceği düşünülen çeşitli davranış tarzları formüle edilmeli ve en iyi çözüme götüreceği düşünülen seçenekten başlanmalıdır. Mevcut seçenekler uygulamaya konur ve değerlendirilmesi yapıldıktan sonra başarılı olunmuşsa o yolda devam edilir aksi halde başka seçenek uygulamaya konur.
Ben Mesajları
Ben mesajları; karşımızdaki kişiyi suçlamadan, eleştirmeden, yargılamadan onu olduğu gibi kabul edip, karşımızdaki kişiyle ilgili olarak hissettiklerimizi onunla paylaşmaktır. "Sen.." diye başlayan cümleler yerine "Ben.." diye başlayan cümleler kurmaktır.
Karşımızda yapılan davranışın değil, sonuçlarının bizim içim olumsuzluk meydana getirdiğini ifade edebilmektir. Daha çok kendi hissettiklerimizi ona da hissettirebilmektir.
Bazen karşımızdaki kişilerin yanlışlarını düzeltme, onlara daha güzeli gösterme adına kendimizce çok iyi niyetle tavsiyelerde bulunuruz. Fakat bunları yaparken kelimelere yüklediğimiz anlam, ses tonu, jest ve mimiklere dikkat etmeyiz. Oysa karşımızdaki insan, konuşurken sergilediğimiz tutuma göre bir anlayış geliştirir. Sonra da yanlış anlaşıldığımızı düşünürüz, oysa yanlış anlatma ihtimalimizi hiç düşünmeyiz. Kaş yapalım derken farkında olmadan göz çıkarmış oluruz.
Bazen çok iyi niyetle bir şey söylemek isterken, söylediklerimiz yanlış anlaşılıyor ve o yanlış anlaşılmaları düzeltmek için özür dilemek ve çok dil dökmek zorunda kalıyoruz. Yanlış anlaşılmaları ortadan kaldırmak ve söylemek istediğinizi açık ve doğru bir şekilde ifade edebilmek için üç tane tılsımlı kelime söyleyeceğim.
Bu üç tılsımlı kelimeyi kullanmaya başladığınızda artık; insanlara duygularınızı ifade ettiğinizde onları kırmamış olacaksınız. Duygularınızın anlaşılmış olmasının verdiği rahatlığı yaşayıp, karşı taraftan da beklediğiniz ilgiyi göreceksiniz. Yaşamaktan zevk alacaksınız. Sizinle tartışmaktan çok hoşlanan kimselerin artık tartışacak bir şey bulamadıklarını göreceksiniz. Artık kimse size küsemeyecek. Çünkü bu üç tılsımlı kelimeden sonra çok farklı olacaksınız.
Nedir bu üç tılsımlı kelime?
İşte bahsettiğimiz üç kelime, ben mesajının çatısını oluşturan kelimelerdir. Kurgu şu şekilde olmalıdır:
"………… zaman, ……………..korkuyorum, çünkü……………………."
Buradaki anahtar kelimeler "zaman", "korkuyorum" ve "çünkü"dür.

Örnek Olay:
Okuldan çıktıktan sonra çocuğunuzun en geç saat 16.30 da evde olması gerekiyor. Ama saat 17.30 olduğu halde hala gelmedi. Meraktan çatlıyorsunuz. Nihayet biraz sonra zil çalıyor ve çocuğunuz geliyor. Ne yaparsınız? Sanırım ilk tepkileriniz şu olur:
"Neredesin sen? Saat kaç oldu? Beni meraktan öldürecek misin be çocuk? Beni sinir hastası yapacaksın? İnsan annesini bu kadar bekletir mi?
Neredeydin? Çabuk anlat..." gibi tepkiler verirsiniz ve genelde bir tartışma başlamak üzeredir.
İşte burada çocuğunuzla bir çatışmaya girmemek, çocuğunuza bir anne olarak neler hissettiğinizi anlatabilmek için özenle söylemeniz gereken bazı cümleler var. Eğer o cümleleri kurarsanız çocuğunuz size karşı tepki oluşturmaz. Siz ondan özür beklerken o size kızmaz ve sizinle güç yarışına girmez. Kendini cezalandırılmış gibi hissetmez. Sizin o andaki tepkinizi ona karşı öfkeniz olarak değil de, üzüntünüz olarak anlar. Sadece "Evet haklısın annecim, özür dilerim" der.
Ne söyleyeceğiz? Öncelikle sizi rahatsız eden davranışı açıklayın. Ama lütfen suçlamayın, etiketlemeyin. Örneğin "Sen zaten hep geç kalıyorsun!" demeyin. Sizi rahatsız eden davranışın nedenini söyleyin.
"Okuldan sonra hemen eve gelmediğin zaman, başına bir şey gelmiş olacağından korkuyorum." Burada "Okuldan sonra hemen eve gelmediğin zaman" kısmında bizi rahatsız eden şeyi açıklamış oluyorsunuz. Açıklama var, suçlama yok. Sadece durumu ve davranışı anlatıyorsunuz. "Başına bir şey gelmiş olacağından korkuyorum" kısmında ise o davranışın sonucunu yani o davranışın sizin üzerinizde meydana getirdiği etkiyi ve hislerinizi anlatıyorsunuz.
Sonrasında davranışın sonucunu açıklıyorsunuz: "Çünkü nerede olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu."
Cümleyi bütün olarak tekrar söyleyelim:
"Okuldan sonra hemen eve gelmediğin zaman, başına bir şey gelmiş olacağından korkuyorum. Çünkü nerede olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu."
Böyle söylerseniz çocuğunuz nasıl tepki verir? Deneyin ve görün.
Çünkü sözcüğünü vurgulamalısınız ki muhatabınız, nişlerinizin kendi yaptığı davranış ile ilgili değil, sonuç ile ilgili olduğunu anlasın. Yani aslında siz onun bir saat geç gelmesine içerlemediniz. Esas sizi üzen, bir saat boyunca onun nerede olduğunu bilmemenizden dolayı başına bir şey gelebilecek olmasından korkuyor olmanızdır.

Anne-Baba Okulu eğitimlerimize katılan Fethiye Hanım anlatmıştı.
"Bir gün eşimle çocuğum anlaştığımız üzere saat altıda geleceklerdi. Ama saat geldiğinde ortalıkta kimse yoktu. Yemekleri de sofraya koydum. 30 dakika geçti yemekler soğudu, benim moralim bozulmaya başladı. Bir saat geçti hala yoklar. Artık yemeklerin soğumasından vazgeçtim. Eşim ve çocuğum hakkında endişe etmeye başladım. "Acaba arabayla kaza mı yaptılar? Çocuğa bir şey mi oldu? Neden hiç haber vermiyorlar? Şu anda neredeler acaba? Hastaneleri mi arasam? Polise haber versem mi?" Gibi düşünceler aklımdan geçerken bir ara pencereye yöneldim. Onların saat yedi buçuğa doğru gülerek geldiklerini gördüm. Bense meraktan kriz geçirmek üzereydim.
Ne desem diye düşündüm. Anne Baba Okulunda öğrendiğim "Ben mesajlarını" nasıl verebilirim, onları suçlamadan hissettiklerimi nasıl anlatabilirim diye düşündüm. Normalde yani eğitimden daha önceki halimde olsaydım onlara kızardım, bağırırdım. En azından "Neredesiniz siz!" diye çıkışırdım. Genellikle eşim de şunu derdi. "Sana ne? Hesap vermek zorunda mıyız? Çocuğumla beraber geziyorduk işte!" Ben de tekrar bağırırdım "Tabi ki hesap vermek zorundasınız." Küçük atışmalarla başlayan tartışma büyük bir kavgaya dönerdi. Ben küser odaya giderdim. Eşim ise çocukla beraber masaya oturur ve güzelce karnını doyururdu. Ama bu sefer kavgayla bitirmemeye, sizin öğrettiğiniz bu üç tılsımlı kelimeyi kullanmaya kararlıydım.
Eşimle çocuğum gülerek içeri girdiklerinde ben onlara şunu söyledim:
"Saat altıda geleceğiz demiştiniz. Söylediğiniz saatten bir buçuk saat geç geldiğiniz zaman, başınıza bir şeyler gelmiş olacağından çok korktum. Çünkü nerede olduğunuza dair hiç bir fikrim yoktu."
Eşim beni böyle üzgün bir şekilde görünce ve bu duygulu konuşmayı duyunca önce gülmesini kesti. Sonra o da üzüldü ve hatasını kabul ederek, haber vermediği için özür diledi. Onlar ellerini yıkadıktan sonra hep beraber sofraya oturup yemeğimizi afiyetle yedik.
Şimdiye kadar hep kavgayla biten bu tür bir olay bu sefer eşimin özür dilemesi ile noktalandı. Demek ki ben mesajlarında bulunmak ve bu üç tılsımlı kelimeyi kullanmak işe yarıyormuş."
Örnek Problem;
Melek Hanım'ı oğlu Burak hakkında görüşmek için okuldan öğretmeni çağırır. "Burak, dersi dinlemiyor, arkadaşlarıyla çok konuşuyor" diye şikayet eder. Melek Hanım'ın önlem almasını ister. Sizce Melek Hanım burada ne yapmalı?
Burak dersi dinlemediği için çok üzülmeli.
Derste çok konuşuyor olmasından dolayı utanmalı.
Burak'ın okuldaki davranışından dolayı kendisini suçlamalı.
Burak'la konuşmalı. Sınıfta konuşmaması gerektiğini söylemeli.
Öğretmeni suçlamalı.
Burak'ın arkadaşlarını suçlamalı.
Mademki Burak sınıfta susmuyor, sınıfa gidip susturmalı.
Burada ilk önce düşünülecek şey sorunun kime ait olduğudur. Sorunun kime ait olduğunu bulursak sorununda çözümünü buluruz.
Burak diğer öğretmenlerin dersinde nasıl? Hepsinde mi konuşuyor, yoksa sadece bu öğretmenin dersinde mi? Eğer sadece bu öğretmenin dersinde konuşuyorsa sorun o öğretmenin sorunudur. Siz evden gelip, sınıfta susturamazsınız ya.
Eve gittiğinizde "Burak, öğretmen senden çok şikâyetçi. Onun dersinde konuşma" derseniz, Burak öğretmeni hakkında neler düşünecektir? Bu davranışından vazgeçer mi?
Melek Hanım, Burak'la konuşmalı. Ders mi ilgisini çekmiyor? Anlamadığı bir yer mi var? Yanında oturduğu arkadaşıyla bir sorunu mu var? Öğretmenin anlatım tarzını mı beğenmiyor? Ailede bir problem mi var? Bütün bunlar araştırılmalı ve sorun kimde ise çözüm de orda aranmalı.
Örnek Olay:
Gece geç saatler olduğu halde çocuğunuz uyuyamıyor. Yanına gidiyorsunuz ve neden uyuyamadığını soruyorsunuz. Yarın matematikten sınav olduğunu ve çok endişeli olduğunu söylüyor. Burada ne yapmalısınız?
Yahu çocuğum uyuyamayacak ne var ki!
Şu sütü iç yavrum, uyumana yardım eder.
İlk defa mı sınava giriyorsun sanki? Yat uyu işte.
Sen de her şeyi amma büyütüyorsun ha!
Ben sana güveniyorum, sen başarırsın, bu kadar stres yapma.
Anne babalar yukarıdaki gibi çocuklara akıl veren yol ve yöntemlerle yaklaşmaktadırlar. Çocuk ise anne ve babasının kendisini anlamadığını düşünmekte ve aradaki iletişim köprüleri yıkılmaya başlamaktadır.
Burada problemin sahibi kim? Kimin endişe duyması gerekir? Anne baba mı endişe duymalı yoksa çocuk mu endişe duymalı? Anne baba da uykusuz mu kalmalı? Çocuğa nasıl bir yaklaşımda bulunmalı?
Yapılması Gereken;
Anne baba çocuğa yansıtıcı dinlemede bulunmalı ve çocuk da ben mesajları ile kendi duygu ve düşüncelerini ifade edebilmelidir.
"Bu sınav seni hayli endişelendiriyor galiba. İyi hazırlanamadığını düşünüyorsun..."
"Hayır, bütün konulara çalıştım, ama öğretmenin yarın ne soracağını bilmiyorum"
"Çalıştığın halde yanlış yapmaktan korkuyorsun"
"Aslında yanlış yapmaktan korkmuyorum, ya Esra beni geçerse?"
"Esra'nın seni geçmesinden endişe ediyorsun"
"Hep onun birinci olmasından bıktım, bu sefer onu geçmek istiyorum"
"Yarın sınavda başarılı olmak istiyorsun. Bunun için de soruları çok dikkatli okuman gerekiyor. Eğer yeteri kadar uyumazsan yarın sınavda dikkatini toplamakta güçlük çekebilirsin."
"Haklısın Anneciğim, seni çok seviyorum" der. Annesi tarafından dinlenmiş ve anlaşılmış olmanın iç huzuruyla gözlerini yumar.
Bu şekilde konuşmak belki sorunu çözmeyecek, çocuğu o gece uyutmayacak, yarın ki sınavda onu birinci yapmayacaktır. Ancak çocukla anne arasında sağlam bir iletişim köprüsü kurulmuş olacaktır. Çocuk "Annem beni anlıyor" mesajını almış olur. Zaten bu şekilde konuşmaktaki amaç onu motive edip birinci yapmak değil, hayat boyu sürecek olan sağlıklı bir iletişimin temellerini sağlam atmaktır. Çocuk sıkıntısı olduğunda rahatlıkla annesine açılabileceğini ve onun tarafından anlaşılıp kabul göreceğini, eleştirilip yargılanmayacağının mutluluğunu yaşar.
Örnek Olay:
Evde misafirleriniz var. Çocuk, sürekli anne ve babanın sözünü kesmekte ve araya girmektedir. Burada ne yapmalısınız?
Çocuğum sus! Konuşup durma!
Görmüyor musun ben konuşuyorum burada.
Sana bir türlü 2 kişi konuşurken lafa girilmeyeceğini öğretemedik!
Sen şu parayı al, git kendine çukulata al.
Misafirler gitsin, ben sana ne yapacağımı bilirim.
Elbette ki anne baba konuşurken çocuğun gelip o şekilde lafı bölmesinden rahatsız olur. Burada yapılması gereken tehdit değil, ben mesajları olmalıdır.
Ben konuşmamı bitirmeden sen konuşmaya başladığın zaman, ne söyleyeceğimi unutuyorum. Çünkü dikkatim dağılıyor. Müsaade et, konuşmamı bitireyim. Sonrasında sen de ne söylemek istersen söyle.
Çocuğa bu şekilde konuyu izah ettiğimizde çocuğun olayı anlaması daha kolay olacaktır. Küsüp bir kenara çekilmeyecek, anne babaya kendisiyle ilgilenmedikleri için kızmayacaktır. Bizim ne hissettiğimizi daha kolay anlayacaktır.

Problem çözmede kullanılabilecek diğer faydalı ipuçları
Problemi küçük parçalara bölün. Bu, problemin çözümünü kolaylaştırır. Her bir parçayı ayrı çözün.
Problemle ilgili başlangıçtaki tanım ve ifadeler genelde önyargılı açıklamalardır.
Problemleri çözmenin bir çok yolu ve yöntemi vardır.
Her zaman için yapacak bir şey vardır.
Problem bir ceza değildir; o dünyanın ilerlemesini, gelişmesini, mutluluğunu sağlamak için bir fırsattır. Sizin için de, ne kadar güçlü olduğunuzu gösterme fırsatıdır.
Bir problemle ilgili ne kadar çok soru sorarsanız, o kadar çok cevap alırsınız.
Problemi anlayıncaya kadar, bir çözüm bulmamaya dikkat edin.
Ayrıca, bütün seçenekleri görmeden bir çözüm önermeye çalışmayın. Seçeneklerin çok olması size en iyisini seçme şansı verir.
İnsanlar kendi fikirlerini ve çözüm önerilerini diğer insanların öne sürdüğü fikirlerden ve görüşlerden daha fazla benimserler ve bunun için daha çok çalışırlar.
Problemi reddetmek onu ölümsüzleştirir.
Gerçekten var olan problem üzerinde odaklaşın, problemin belirtileri üzerinde değil ya da birilerinin problem olarak gördüğü durum üzerinde değil.
Bir uygulayıcı planı uygular; bir yaratıcı da plan üretir.
Problemin Oluşması ve Çözümündeki Engeller:
1- Problemin tesbiti,
2- Önyargılarınız,
3- Kızgınlık ve öfke duygusu
4- Bireysel Etkenler:
5- İşleve Takılma:
PROBLEMLERİ NASIL ÇÖZERİZ?
Karşılaştığımız problemleri 3 ana yöntemle çözebiliriz.
1- Alternatifleri Araştırma
2- Problemi Sahiplenme
3- Ben Mesajları
Çocuklarımızla, eşimizle, anne babamızla, kardeşlerimizle, arkadaşlarımızla ve toplumla olan ilişkilerimizde zaman zaman sorunlar yaşarız. Bu sorunlar bazen o kadar karmaşıklaşır ki, üstesinden gelmekte güçlük çekeriz. Hayatta hiç problemi olmayan insan yoktur. Bu engelleri aştığımız ölçüde mutlu oluruz.
Çocuklarımızda istemediğimiz davranışların ortadan kalkmasını istiyoruz. Genelde biz böyle durumlarda ne yaparız? Hemen akıl vermeye başlarız. Çocuklarımız sustuğu ve sadece biz konuştuğumuz zaman problemleri halletmiş gibi bir hisse kapılırız.
Çocuklarımızla ilgili herhangi bir hedefe ulaşmamız gerektiğinde onlara doğrudan akıl vermek yerine daha farklı yollar denememiz gerekir.
Bir atasözü vardır. "Bir musibet, bin nasihatten daha etkilidir." Fakat bizler bu atasözünü bilmemize rağmen, ısrarla çevremizdeki insanları ve çocukları değiştirmek için akıl vermeye devam ederiz. Ne kadar çok akıl verirsek çocuğumuz o kadar az problem yaşar zannederiz. Karşılaştığı problemleri halleden çocuklar değil de bu problemlerden kaçan çocuklar yetiştirmiş, onların yaşayarak öğrenmelerine engel olmuş oluruz. Elbette hiç akıl vermeyelim demiyoruz. Ancak çocuğumuzun bütün hayatını akıl vermek vererek şekillendirmeye kalkmamalıyız.
Bebek daha dünyaya geldiğinde anne babanın yönlendirmesi başlar ve ömür boyu devam eder:
"Elleme, cıss, yapma, dokunma, Sevil'le oynama, terli terli su içme, hırkanı giy, dikkatli yürü, bardağı kırmadan götür, dökmeden ye, ağzını yakma, süt çok sıcak, dikkat et, dersini iyi dinle, ödevlerini yap, çok tele¬vizyon seyretme, bilgisayarla oynama, çantanı hazırla, kahvaltını yap, sabah giderken alacaklarını unutma, büyüyünce doktor ol, evlilikte acele et¬me, biz sana uygun birini buluruz, bak anne babanın bulduklarıyla evle¬nenler daha mutlu oluyor." Bu tür emir ve isteklerle devamlı olarak yapmaları gereken şeyleri öğütlemeye gayret ederiz. Bu öğütler ömür boyu devam eder. Verdiğimiz öğüt ne kadar çoksa çocuğumuzun da o kadar iyi olmasını bekleriz.
Çocukların hangi liseye gitmesi gerektiğine daha çok anne ve baba karar verir. Üniversite sınavına girerler. Çok iyi puan alsalar bile hangi bölüme gitmesi gerektiğine anne baba karar verir.
Çocuklarının kendi başlarına karar vermelerine, kendi çizgilerini çizmelerine çok fazla imkân tanımazlar. Sevgili anne babalar; çocuklarınızın hayatlarını bu kadar çok kontrol altına aldığınızda, yönlendirdiğinizde daha sonra çocuklarınızın bazı şeyleri yanlış yapmaları durumunda ne yapacaksınız?
Atılan ok hedefi vurmazsa ne olacak? Sonuç: Pişmanlık.
Akıl vermenin birinci dezavantajı: Birisi size akıl vermeye başladığında o kişiye karşı direnç gösterirsiniz. Ya onun dediğini yapmazsınız veya aksini yapmak istersiniz.
Akşam yemeğine oturdunuz. Çok sevdiğiniz yemek var. Anneniz ısrarla diyor ki "Hadi ye, bunlardan da yemelisin, benim hatırım için." Bu sözler üzerine çok canınız istediği halde yemiyorsunuz. Direnç gösteriyorsunuz.
İnsanlarda kendilerine sürekli akıl verilmeye başlandığında ona karşı bir direnç oluşur. Bu yüzden insanları karşınıza alıp akıl vermek yerine öncelikle onların yanında olmanız gerekir.
Siz hiç şimdiye kadar işçinin, işçiye karşı yürüdüğünü duydunuz mu? Hiç çocuğun çocuğa karşı isyan ettiğini gördünüz mü? Hayır. Hep karşı tarafa doğru hareket ve direnç vardır.
Dolayısıyla çocuklarınızdan, eşinizden, arkadaşlarınızdan direnç görmek istemiyorsanız öncelikle onlarla aynı tarafta olduğunuzu vurgulamanız gerekir.
Akıl vermenin ikinci dezavantajı: Artık yapılması gereken her şeyi siz söylediğiniz için, çocuklarınız neyi nasıl yapacaklarını düşünmemeye başlarlar. Çünkü hep yapılması gereken şeyleri siz söylemişsinizdir. "Hadi yavrum yürü, hadi kalk, hadi otur, hadi nefes al" gibi biraz abartıyla birlikte çocuklarınızın yapmaları gereken her şeyi söylersiniz. Bırakın çocuklarınız biraz kendi başlarına işlerinin üstesinden gelmeye çalışsınlar.
Çözüm: Basamakları sırayla çıkmak gerekir. Bunun yolu akıl vermek değildir. Problemin karmaşıklığına göre bu uzunca bir zaman da alabilir. Ne yapacağımızı bilerek sabırla problemin üzerine gidersek sonuca ulaşabiliriz. Bunun için merdivenin basamaklarını sırayla çıktığımız gibi problemi çözmek için de belli bir sıra takip edilmelidir.
Çocuğunuzla ilgili bir problemle karşılaştığınızda o problemi nasıl çözeceksiniz?
1- Alternatifleri Araştırma
Problemin çözümüne alternatifleri araştırarak başlayabiliriz. Bunun için de takip edilmesi gereken yol, aşağıdaki gibi olmalıdır.
1) Çocuğun hislerini anlamak ve açıklığa kavuşturmak için, yansıtıcı dinleme kullanılmalıdır.
2) Beyin fırtınası yaparak alternatifler araştırılmalıdır.
3) Çözüm bulmakta çocuğa yardım edilmelidir.
4) Kararın olabilir sonuçlarını tartışılmalıdır.
5) Uygulama için söz vermesi sağlanmalıdır.
6) Gidişi değerlendirmek için bir zaman üzerinde anlaşılmalıdır.
Örnek Olay:
Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethetmek için kaç tane projesi olduğunu biliyor musunuz? 40 farklı proje hazırlıyor ve 4. Projesiyle fethediyor. Gemilerin karadan da yürütüleceğini söylemek o an verilen bir karar değildir. Daha fetih planı hazırlanırken şayet Haliç'ten geçemezsek o zaman ne yaparız sorusunu Fatih Sultan Mehmet projeyi hazırlarken düşünmüş ve çözüm olarak gemilerin karadan da yürütülmesi gerektiğini projeye dâhil etmiştir. Alternatifi olmayan en güzel bir fikir bile başarısızlığa uğrayabilir.
1) Çocuğun hislerini anlamak ve açıklığa kavuşturmak için, yansıtıcı dinleme kullanılmalıdır.
"Sinirlenmiş görünüyorsun."
"Bana … hissediyorsun gibi geliyor."
Bu ifadelerde olduğu gibi, "Yansıtıcı Dinleme" becerisini gösterdiğiniz zaman çocuklarınız kendi duygu ve düşüncelerini çok daha rahat bir şekilde açıklığa kavuşturabilir ve kendi problemlerine karşı daha akılcı yaklaşabilirler. Çoğu zamanlar bizim onları etkili olarak dinlememiz bile kendi başlarına çözüm üretmelerine büyük oranda katkı sağlar. Çocuklar o dinleme esnasında veya sonrasında sorunlarına çözüm bulabilirler.
Yansıtıcı dinlemede zamanlama çok önemlidir. Çocuk kendini özgürce ifade edinceye kadar yansıtıcı dinlemeyi sürdürün. Seçenek araştırmaya başlamada acele davranmayın; aksi takdirde çocuk sizin onu yönlendirdiğinizi düşünebilir. Seçenek araştırmanın etkili olabilmesi için daha önce açık bir iletişimin varlığı söz konusu olmalıdır.
2) Beyin Fırtınası yaparak alternatifler araştırılmalıdır.
"Bu konuda yapabileceğin bazı şeylere birlikte bakalım mı?"
"Öğretmeninle aran daha iyi olsun istiyorsan neler yapabilirsin?"
Çocuktan mümkün olduğu kadar çok fikir almaya çalışın.
Seçenek araştırmaya başlamadan önce çocuğun hazır olup olmadığına dikkat edin. Belki bir süre daha çocuğun hislerini yansıtmaya devam edebilirsiniz. Acele etmeyin. Sorunun tüm yönleriyle su yüzüne çıkmasını sağlayın.
Önerilerinizi mümkün olduğu kadar az söyleyin ve ilk önerilerin çocuktan gelmesini destekleyin; böylece çocuğun fikir için size bağımlı olmasını önlemiş olursunuz.
Beyin fırtınası ilk başta çok büyük şirketler de uygulanmaya başlayan bir yöntemdi. Daha verimli hale gelmek ve yeni iş kolları açmak için yapıyorlardı. Bizler de küçük şirket yani aile olarak beyin fırtınaları estirmek durumundayız. Beyin fırtınasını evde nasıl uygularız?
Ailenin bütün fertleri bir araya gelirler. Mümkün olduğunca altı yaşından büyük çocuklarla yapılır. Altı yaşından küçük olanlar, çok uzun süreli olmamak kaydıyla bizim bu duygu ve düşüncelerimize katılabilirler.
Çocuklarımızın akşam zamanında yatmasını istiyoruz. Bunun için neler yapabiliriz? Hep beraber ailecek oturulup hızlı bir şekilde fikir yürütülür. Öncelikle çocukların konuşmalarına fırsat verilir. Çocuklar alternatif getirmeliler. Çocukların söyleyebilecekleri en alakasız fikirler karşısında bile onlara "hayır saçmalama" gibi cümlelerle onların hayal dünyalarının ve beyin fırtınalarının önüne geçmememiz gerekir. Kim ne derse desin. Bun¬ları yazılı olarak toplamamız gerekir. Bir deftere yazmalıyız. Mümkün olduğunca fazla fikir almalıyız. Yeteri kadar beyin fırtınası estirmeliyiz.
Örnek Olay:
12 kişilik bir öğrenci grubuyla beyin fırtınası yaptık. "Ataç ne işe yarar" dedik. Bildiğiniz kâğıt tutturma aracı... Herkesten gelen farklı fikirleri hiç sözlerini kesmeden ve yargılamadan ne söyledilerse yazdık. 12 kişiden tam 192 tane farklı fikir çıktı! İnsan doğası gereği kendisinin de katıldığı bir kararı daha büyük bir isteklilikle uygular.
Çocuklarımızın kendilerini ifade edebilme ve beyinlerini harekete geçirebilme adına onları bolca düşündürmemiz gerekli. Anne, baba ve kardeşlerin olduğu bir ortamda bu düşüncelerini açık bir şekilde ifade edebilmeli. Bu ortamı sağlayabilirsek çocukların kendilerine olan güvenleri artar.
Çocuğunuz 6–8 yaşlarında iken bir problemle karşılaştığı zaman yansıtıcı dinleme yaptınız ve sorunlarını beyin fırtınası yoluyla halletmeyi öğrettiniz. Onun kendi sorununun çözümünde fikir üretmesini sağladınız ve çözüm önerilerini sabırla dinlediniz. Çocuklarımız 21 yaşında hayata atıldıklarında 15 yıllık bir birikime sahip olacaklardır. Böylece insanlarla iletişime geçebilen, toplum içerisinde konuşabilen, sorunlara farklı çözümler getirebilen, sağlıklı bireyler olarak onları topluma kazandırmış oluruz.
Bir sorun olduğunda sadece akıl verirsek, günlük rutin konuşmaların ötesine geçmezsek ve onun fikrini almazsak ilerde karşılaştığı en küçük bir problemde bile ne yapacağını bilemeyecektir. 25 yaşına geldiklerinde daha hayata yeni başlıyor gibi tecrübesiz olacaklardır. Çünkü o güne kadar hiçbir problemi tek başlarına halletmemişlerdir.
Anne babalar çocuklara düşünmeyi öğrenme, kendilerine güven duymalarını sağlama adına, sorun olan değil de çözüm üreten bireyler olmalarını istiyorlarsa evde beyin fırtınası estirmelidirler.
3) Çözüm bulmakta çocuğa yardım edilmelidir.
"Sence en iyi fikir hangisi?"
Çeşitli fikirleri değerlendirmekte çocuğa yardım edin.
Deneyim eksikliğinden dolayı çocuğun fikir üretemeyeceği zamanlar olacaktır. Böyle durumlarda kendi fikirlerinizi geçici bir ifade ile sunun: "...yaparsan acaba nasıl olur, hiç düşündün mü?"
Örnek Olay:
Çocuğunuz "Akşam geç yatacağım" diyor. Bunun olabilecek sonuçlarını konuşmanız gerekir. "Sabah kalkmakta zorlanırsın. Okula zor yetişirsin. Uykunu alamadığın için okula gittiğinde, arkadaşların can kulağıyla öğretmenini dinlerken, sen öğretmenini dinlemekte de güçlük çekebilirsin, tüm günün verimsiz geçer" veya "Erken yatıp erken kalkalım, erken kalktığında da aynı işleri yapabilirsin" gibi öneriler sunabilirsiniz.
4) Kararın olabilir sonuçlarını tartışılmalıdır.
"Böyle yaparsan neler olacağını düşünüyorsun?"
5) Uygulama için söz vermesi sağlanmalıdır.
"Ne yapmaya karar verdin?"
"Söylediklerini ne zaman yapmayı düşünüyorsun?"
Kararınızın olabilir sonuçlarını görüştünüz. Ortak bir karara vardınız.
Bu kararı verdikten sonra çocuğunuzdan söz vermesini isteyin. Sonra aldığınız bu kararı uygulamaya başlayın.
6) Gidişi değerlendirmek için bir zaman üzerinde anlaşılmalıdır.
"Ne zamana kadar bunu uygulamayı düşünüyorsun?"
"Bu konuyu tekrar ne zaman görüşelim?"
Küçük yaşlardan itibaren düşünmeyi öğrenen, sorunlara farklı çözümler getirebilen, empati kurabilen çocuklar, hayatta her şeye rağmen başarılı olmuşlardır.
Bir Hikaye
Kriz ortamlarında insanlar olumsuz bir hava içinde olurlar. Hiçbir şeyden zevk almazlar, mutlu olmazlar. Çıkışı olmayan bir ümitsizlik duygusu içindedirler. Ama bazı insanlar bu farklı ve zor zamanlarda bile değişik alternatiflerle çıkış noktalan bulmaya çalışırlar.
Mağazalar zincirine sahip büyük bir şirket, bu zincirine yeni mağaza daha ilave etmek ister. Uygun bir yer beğenirler ve satın alırlar. Satın aldıkları yerin ortasında küçük bir dükkân vardır. Dükkân sahibi yerini şirkete vermeyi kabul etmez. Bunun üzerine büyük şirket sahibi; "Tamam o zaman, biz de küçücük dükkânının etrafına dev alış veriş merkezimizi kurarız. Sen de aramızda kaybolur gidersin" der. Bu sözlere rağmen adam ikna olmaz. Küçücük dükkânı çevreleyen dev alışveriş merkezi sonunda tamamlanır. Nihayet açılış günü gelir. Dükkân sahibinin onlara bir sürprizi vardır. Küçük dükkânın yeni adı "Ana Giriş" olmuştur. İşlerin azalması beklenirken büyük bir patlama olur.
Çocuklarınızın zekâlarını geliştirme, onları yarınlara hazırlama, karşılaştıkları sorunları çözme adına sizler evde ne yapıyorsunuz? Onlardaki yetenekleri nasıl ortaya çıkarıyorsunuz?
Beyin Fırtınası Örnek Olay:
20 kişilik bir öğrenci grubuna şöyle bir soru sordum.
Bu fotoğraf kimin?
"Benim ne erkek ne de kız kardeşim var. Fotoğraftaki adamın babası, benim babamın oğlu."
Fotoğraf kime ait?
Öğrenciler çeşitli cevaplar verdiler. Dakikalar geçmiş olmasına rağmen bir türlü beklediğim doğru cevap gelmedi. Bir öğrenci, "Öğretmenim doğru cevabı bir an önce söyleyin lütfen! Yoksa kafam çatlayacak gibi oluyor!" dedi. Çocuklarımızı çok sevmek, onları rahat ettirmek adına aslında onlara ne kadar büyük kötülük yapıyoruz ki çocuk 12 dakika düşündüğünde kafası çatlayacak hale geliyor. Bu çocuklar büyüdüklerinde ne gibi bir rol üstlenebilir, hangi problemlerin üstesinden gelebilirler merak ediyorum.
Beklemek; Beklemeyi öğrenmek, insanın kişiliğini ve sabrını geliştirir. Sabırlı insanlar kişilikli insanlardır. Çocuklarınızın arzularını hemen yerine getirmeyin. Belli engelleri aştıktan sonra isteklerine ulaşırlarsa daha sağlam kişilikli olurlar.
2 -Problemi Sahiplenme
Ortada bir problem varsa önce bu problemin kime ait olduğu tespit edilmelidir. Problem sizin mi, eşinizin mi, çocuğunuzun mu? Problem kiminse çözümünü de bulmalıdır.
Düşünmeliyiz. Kimin işi? Eğer benim işim ise ben ilgilenmeliyim. Çocuğumun işi ise çocuğum, eşimin işi ise eşim ilgilenmeli.
Eve biraz sonra misafir gelecek. Çocuğunuzun eşyaları dağınık. Ne yaparsınız? Kendi işlerinizin arasında bir de çocuklarınızın eşyalarını mı toplarsınız? Dağınık kalırsa ne olur?
Gelen misafirler çok ayıplar.
Misafirlere karşı rezil olursunuz.
Kendiniz hiçbir işe yetişemezsiniz.
Zor durumda kalırsınız.
Evde hiç kimse size destek olmaz.
Bu dünyaya sırf yayıntı toplamaya geldiğinizi düşünürsünüz.
Bütün bunları düşünüyor ve hissediyorsanız o zaman sorunun kime ait olduğunu bilmiyorsunuz demektir.
O halde problem kime ait? Önce bunu belirleyelim. Problem çocuğun. O zaman çocuk kendi yayıntısını kendisi toplamalı. Gelsin kendisi toplasın. Aslında çok zor bir şey de değil. İnsan nasıl alışırsa öyle gider.
Sorunun kime ait olduğunu tespit edelim.
Örnek Olay:
Temizlik yapıyorsunuz. Misafir gelecek... Çocukların oyuncaklarını toplamamış olması kimin sorunu? Annenin mi, babanın mı, çocukların mı? Odanın dağınık olması beni kötü durumda bırakacak. O yüzden benim sorunum. Çocuklarınızla bir anlaşma yapın. "Çocuğum çabuk oyuncaklarını topla. Çünkü toplamazsan evimin dağınık olduğunu görecekler ve bu beni mutlu etmeyecek..." Toplamamakta ısrar ediyor. O zaman oyuncakları toplayın bir poşete koyun. İki gün oyuncakları yasaklayın. Böylelikle çocuklarınız, kendilerinin yapmaları gereken işleri yapmaya başlayacaklardır.
Bunu uygulamak başlangıçta kolay olmayabilir. Eğer ısrarla uygulamaya devam ederseniz, sağlıklı ve mutlu olacaksınız. Uygulamazsanız evdeki bazı insanlar fazla geniş ve rahat bazıları ise sinirli olacaktır.
3-Ben Mesajları
Ben mesajları; karşımızdaki kişiyi suçlamadan, eleştirmeden, yargılamadan onu olduğu gibi kabul edip, karşımızdaki kişiyle ilgili olarak hissettiklerimizi onunla paylaşmaktır. "Sen.." diye başlayan cümleler yerine "Ben.." diye başlayan cümleler kurmaktır.
Karşımızda yapılan davranışın değil, sonuçlarının bizim içim olumsuzluk meydana getirdiğini ifade edebilmektir. Daha çok kendi hissettiklerimizi ona da hissettirebilmektir.
Bazen karşımızdaki kişilerin yanlışlarını düzeltme, onlara daha güzeli gösterme adına kendimizce çok iyi niyetle tavsiyelerde bulunuruz. Fakat bunları yaparken kelimelere yüklediğimiz anlam, ses tonu, jest ve mimiklere dikkat etmeyiz. Oysa karşımızdaki insan, konuşurken sergilediğimiz tutuma göre bir anlayış geliştirir. Sonra da yanlış anlaşıldığımızı düşünürüz, oysa yanlış anlatma ihtimalimizi hiç düşünmeyiz. Kaş yapalım derken farkında olmadan göz çıkarmış oluruz.
Bazen çok iyi niyetle bir şey söylemek isterken, söylediklerimiz yanlış anlaşılıyor ve o yanlış anlaşılmaları düzeltmek için özür dilemek ve çok dil dökmek zorunda kalıyoruz. Yanlış anlaşılmaları ortadan kaldırmak ve söylemek istediğinizi açık ve doğru bir şekilde ifade edebilmek için üç tane tılsımlı kelime söyleyeceğim.
Bu üç tılsımlı kelimeyi kullanmaya başladığınızda artık; insanlara duygularınızı ifade ettiğinizde onları kırmamış olacaksınız. Duygularınızın anlaşılmış olmasının verdiği rahatlığı yaşayıp, karşı taraftan da beklediğiniz ilgiyi göreceksiniz. Yaşamaktan zevk alacaksınız. Sizinle tartışmaktan çok hoşlanan kimselerin artık tartışacak bir şey bulamadıklarını göreceksiniz. Artık kimse size küsemeyecek. Çünkü bu üç tılsımlı kelimeden sonra çok farklı olacaksınız.
Nedir bu üç tılsımlı kelime?
İşte bahsettiğimiz üç kelime, ben mesajının çatısını oluşturan kelimelerdir. Kurgu şu şekilde olmalıdır:
"………… zaman, ……………..korkuyorum, çünkü……………………."
Buradaki anahtar kelimeler "zaman", "korkuyorum" ve "çünkü"dür.
Örnek Olay:
Okuldan çıktıktan sonra çocuğunuzun en geç saat 16.30 da evde olması gerekiyor. Ama saat 17.30 olduğu halde hala gelmedi. Meraktan çatlıyorsunuz. Nihayet biraz sonra zil çalıyor ve çocuğunuz geliyor. Ne yaparsınız? Sanırım ilk tepkileriniz şu olur:
"Neredesin sen? Saat kaç oldu? Beni meraktan öldürecek misin be çocuk? Beni sinir hastası yapacaksın? İnsan annesini bu kadar bekletir mi?
Neredeydin? Çabuk anlat..." gibi tepkiler verirsiniz ve genelde bir tartışma başlamak üzeredir.
İşte burada çocuğunuzla bir çatışmaya girmemek, çocuğunuza bir anne olarak neler hissettiğinizi anlatabilmek için özenle söylemeniz gereken bazı cümleler var. Eğer o cümleleri kurarsanız çocuğunuz size karşı tepki oluşturmaz. Siz ondan özür beklerken o size kızmaz ve sizinle güç yarışına girmez. Kendini cezalandırılmış gibi hissetmez. Sizin o andaki tepkinizi ona karşı öfkeniz olarak değil de, üzüntünüz olarak anlar. Sadece "Evet haklısın annecim, özür dilerim" der.
Ne söyleyeceğiz? Öncelikle sizi rahatsız eden davranışı açıklayın. Ama lütfen suçlamayın, etiketlemeyin. Örneğin "Sen zaten hep geç kalıyorsun!" demeyin. Sizi rahatsız eden davranışın nedenini söyleyin.
"Okuldan sonra hemen eve gelmediğin zaman, başına bir şey gelmiş olacağından korkuyorum." Burada "Okuldan sonra hemen eve gelmediğin zaman" kısmında bizi rahatsız eden şeyi açıklamış oluyorsunuz. Açıklama var, suçlama yok. Sadece durumu ve davranışı anlatıyorsunuz. "Başına bir şey gelmiş olacağından korkuyorum" kısmında ise o davranışın sonucunu yani o davranışın sizin üzerinizde meydana getirdiği etkiyi ve hislerinizi anlatıyorsunuz.
Sonrasında davranışın sonucunu açıklıyorsunuz: "Çünkü nerede olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu."
Cümleyi bütün olarak tekrar söyleyelim:
"Okuldan sonra hemen eve gelmediğin zaman, başına bir şey gelmiş olacağından korkuyorum. Çünkü nerede olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu."
Böyle söylerseniz çocuğunuz nasıl tepki verir? Deneyin ve görün.
Çünkü sözcüğünü vurgulamalısınız ki muhatabınız, nişlerinizin kendi yaptığı davranış ile ilgili değil, sonuç ile ilgili olduğunu anlasın. Yani aslında siz onun bir saat geç gelmesine içerlemediniz. Esas sizi üzen, bir saat boyunca onun nerede olduğunu bilmemenizden dolayı başına bir şey gelebilecek olmasından korkuyor olmanızdır.
Anne-Baba Okulu eğitimlerimize katılan Fethiye Hanım anlatmıştı.
"Bir gün eşimle çocuğum anlaştığımız üzere saat altıda geleceklerdi. Ama saat geldiğinde ortalıkta kimse yoktu. Yemekleri de sofraya koydum. 30 dakika geçti yemekler soğudu, benim moralim bozulmaya başladı. Bir saat geçti hala yoklar. Artık yemeklerin soğumasından vazgeçtim. Eşim ve çocuğum hakkında endişe etmeye başladım. "Acaba arabayla kaza mı yaptılar? Çocuğa bir şey mi oldu? Neden hiç haber vermiyorlar? Şu anda neredeler acaba? Hastaneleri mi arasam? Polise haber versem mi?" Gibi düşünceler aklımdan geçerken bir ara pencereye yöneldim. Onların saat yedi buçuğa doğru gülerek geldiklerini gördüm. Bense meraktan kriz geçirmek üzereydim.
Ne desem diye düşündüm. Anne Baba Okulunda öğrendiğim "Ben mesajlarını" nasıl verebilirim, onları suçlamadan hissettiklerimi nasıl anlatabilirim diye düşündüm. Normalde yani eğitimden daha önceki halimde olsaydım onlara kızardım, bağırırdım. En azından "Neredesiniz siz!" diye çıkışırdım. Genellikle eşim de şunu derdi. "Sana ne? Hesap vermek zorunda mıyız? Çocuğumla beraber geziyorduk işte!" Ben de tekrar bağırırdım "Tabi ki hesap vermek zorundasınız." Küçük atışmalarla başlayan tartışma büyük bir kavgaya dönerdi. Ben küser odaya giderdim. Eşim ise çocukla beraber masaya oturur ve güzelce karnını doyururdu. Ama bu sefer kavgayla bitirmemeye, sizin öğrettiğiniz bu üç tılsımlı kelimeyi kullanmaya kararlıydım.
Eşimle çocuğum gülerek içeri girdiklerinde ben onlara şunu söyledim:
"Saat altıda geleceğiz demiştiniz. Söylediğiniz saatten bir buçuk saat geç geldiğiniz zaman, başınıza bir şeyler gelmiş olacağından çok korktum. Çünkü nerede olduğunuza dair hiç bir fikrim yoktu."
Eşim beni böyle üzgün bir şekilde görünce ve bu duygulu konuşmayı duyunca önce gülmesini kesti. Sonra o da üzüldü ve hatasını kabul ederek, haber vermediği için özür diledi. Onlar ellerini yıkadıktan sonra hep beraber sofraya oturup yemeğimizi afiyetle yedik.
Şimdiye kadar hep kavgayla biten bu tür bir olay bu sefer eşimin özür dilemesi ile noktalandı. Demek ki ben mesajlarında bulunmak ve bu üç tılsımlı kelimeyi kullanmak işe yarıyormuş."
Örnek Problem;
Melek Hanım'ı oğlu Burak hakkında görüşmek için okuldan öğretmeni çağırır. "Burak, dersi dinlemiyor, arkadaşlarıyla çok konuşuyor" diye şikayet eder. Melek Hanım'ın önlem almasını ister. Sizce Melek Hanım burada ne yapmalı?
Burak dersi dinlemediği için çok üzülmeli.
Derste çok konuşuyor olmasından dolayı utanmalı.
Burak'ın okuldaki davranışından dolayı kendisini suçlamalı.
Burak'la konuşmalı. Sınıfta konuşmaması gerektiğini söylemeli.
Öğretmeni suçlamalı.
Burak'ın arkadaşlarını suçlamalı.
Mademki Burak sınıfta susmuyor, sınıfa gidip susturmalı.
Burada ilk önce düşünülecek şey sorunun kime ait olduğudur. Sorunun kime ait olduğunu bulursak sorununda çözümünü buluruz.
Burak diğer öğretmenlerin dersinde nasıl? Hepsinde mi konuşuyor, yoksa sadece bu öğretmenin dersinde mi? Eğer sadece bu öğretmenin dersinde konuşuyorsa sorun o öğretmenin sorunudur. Siz evden gelip, sınıfta susturamazsınız ya.
Eve gittiğinizde "Burak, öğretmen senden çok şikâyetçi. Onun dersinde konuşma" derseniz, Burak öğretmeni hakkında neler düşünecektir? Bu davranışından vazgeçer mi?
Melek Hanım, Burak'la konuşmalı. Ders mi ilgisini çekmiyor? Anlamadığı bir yer mi var? Yanında oturduğu arkadaşıyla bir sorunu mu var? Öğretmenin anlatım tarzını mı beğenmiyor? Ailede bir problem mi var? Bütün bunlar araştırılmalı ve sorun kimde ise çözüm de orda aranmalı.
Örnek Olay:
Gece geç saatler olduğu halde çocuğunuz uyuyamıyor. Yanına gidiyorsunuz ve neden uyuyamadığını soruyorsunuz. Yarın matematikten sınav olduğunu ve çok endişeli olduğunu söylüyor. Burada ne yapmalısınız?
Yahu çocuğum uyuyamayacak ne var ki!
Şu sütü iç yavrum, uyumana yardım eder.
İlk defa mı sınava giriyorsun sanki? Yat uyu işte.
Sen de her şeyi amma büyütüyorsun ha!
Ben sana güveniyorum, sen başarırsın, bu kadar stres yapma.
Anne babalar yukarıdaki gibi çocuklara akıl veren yol ve yöntemlerle yaklaşmaktadırlar. Çocuk ise anne ve babasının kendisini anlamadığını düşünmekte ve aradaki iletişim köprüleri yıkılmaya başlamaktadır.
Burada problemin sahibi kim? Kimin endişe duyması gerekir? Anne baba mı endişe duymalı yoksa çocuk mu endişe duymalı? Anne baba da uykusuz mu kalmalı? Çocuğa nasıl bir yaklaşımda bulunmalı?
Yapılması Gereken;
Anne baba çocuğa yansıtıcı dinlemede bulunmalı ve çocuk da ben mesajları ile kendi duygu ve düşüncelerini ifade edebilmelidir.
"Bu sınav seni hayli endişelendiriyor galiba. İyi hazırlanamadığını düşünüyorsun..."
"Hayır, bütün konulara çalıştım, ama öğretmenin yarın ne soracağını bilmiyorum"
"Çalıştığın halde yanlış yapmaktan korkuyorsun"
"Aslında yanlış yapmaktan korkmuyorum, ya Esra beni geçerse?"
"Esra'nın seni geçmesinden endişe ediyorsun"
"Hep onun birinci olmasından bıktım, bu sefer onu geçmek istiyorum"
"Yarın sınavda başarılı olmak istiyorsun. Bunun için de soruları çok dikkatli okuman gerekiyor. Eğer yeteri kadar uyumazsan yarın sınavda dikkatini toplamakta güçlük çekebilirsin."
"Haklısın Anneciğim, seni çok seviyorum" der. Annesi tarafından dinlenmiş ve anlaşılmış olmanın iç huzuruyla gözlerini yumar.
Bu şekilde konuşmak belki sorunu çözmeyecek, çocuğu o gece uyutmayacak, yarın ki sınavda onu birinci yapmayacaktır. Ancak çocukla anne arasında sağlam bir iletişim köprüsü kurulmuş olacaktır. Çocuk "Annem beni anlıyor" mesajını almış olur. Zaten bu şekilde konuşmaktaki amaç onu motive edip birinci yapmak değil, hayat boyu sürecek olan sağlıklı bir iletişimin temellerini sağlam atmaktır. Çocuk sıkıntısı olduğunda rahatlıkla annesine açılabileceğini ve onun tarafından anlaşılıp kabul göreceğini, eleştirilip yargılanmayacağının mutluluğunu yaşar.
Örnek Olay:
Evde misafirleriniz var. Çocuk, sürekli anne ve babanın sözünü kesmekte ve araya girmektedir. Burada ne yapmalısınız?
Çocuğum sus! Konuşup durma!
Görmüyor musun ben konuşuyorum burada.
Sana bir türlü 2 kişi konuşurken lafa girilmeyeceğini öğretemedik!
Sen şu parayı al, git kendine çukulata al.
Misafirler gitsin, ben sana ne yapacağımı bilirim.
Elbette ki anne baba konuşurken çocuğun gelip o şekilde lafı bölmesinden rahatsız olur. Burada yapılması gereken tehdit değil, ben mesajları olmalıdır.
Ben konuşmamı bitirmeden sen konuşmaya başladığın zaman, ne söyleyeceğimi unutuyorum. Çünkü dikkatim dağılıyor. Müsaade et, konuşmamı bitireyim. Sonrasında sen de ne söylemek istersen söyle.
Çocuğa bu şekilde konuyu izah ettiğimizde çocuğun olayı anlaması daha kolay olacaktır. Küsüp bir kenara çekilmeyecek, anne babaya kendisiyle ilgilenmedikleri için kızmayacaktır. Bizim ne hissettiğimizi daha kolay anlayacaktır.
Yaşamın Yankısı
Bir odam ve oğlu ormanda yürüyüş yapıyorlarmış. Birden oğlan takılıp düşüyor ve canı yanıp Ahhhhh" diye bağırıyor. İleride dağın tepesinden "Ahhhhh"diye bir ses duyuyor ve şaşırıyor.
Merak ediyor ve "Sen kimsin? diye bağırıyor. Aldığı cevap "Sen kimsin?" oluyor.
Aldığı cevaba kızıp "Sen bir korkaksın" diye tekrar bağırıyor. Dağdan gelen ses "Sen bir korkaksın" diye cevap veriyor.
Çocuk babasına dönüp "Baba ne oluyor böyle?" diye soruyor. "Oğlum" der adam, dinle ve öğren!
Dağa dönüp "Sana hayranım" diye bağırıyor. Gelen cevap "Sana hayranım!" oluyor.
Baba tekrar bağırıyor, "Sen muhteşemsin!" Gelen cevap; "Sen muhteşemsin!"
Oğlan çok şaşırıyor, ama halen ne olduğunu anlayamıyor.
Babası açıklamasını yapıyor: Oğlum, insanlar buna "Yankı" derler, ama aslında bu "Yaşamdır." Yaşam, daima sana senin verdiklerini geri verir. Yaşam yaptığımız davranışların aynasıdır.
Daha fazla sevgi istediğin zaman daha çok sev! Daha fazla şefkat istediğinde, daha şefkatli ol! Saygı istiyorsan insanlara daha çok saygı duy. İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan sen de daha sabırlı olmayı öğren!
Bu kural yaşamımızın bir parçasıdır, herkes için geçerlidir. Yaşam bir tesadüf değil, yaptıklarınızın aynada bir yansımasıdır.
Babalar Bazen Unutuyorlar
Dinle oğlum, sen uyurken bunu yatağının başında söylüyorum.
Bir eli yanağının altında, sarı bir buklen terli alnına yapışmış, mışıl mışıl uyuyorsun. Usulcaçık seni uyandırmadan içeri girdim. Biraz evvel odamda gazete okuyordum. Beni boğan bir pişmanlık dalgası üzerime hücum etti. Kabahatliyim. Onun için yatağının yanına geldim.
Sana lüzumundan fazla sert davrandım. Seni acele acele giyinirken yüzünü iyi yıkamadığın, ayakkabılarının tozlarını silmediğin için azarladım. Pijamanı yere attığın için avaz avaz bağırdım. Kahvaltıda her şeye kusur buldum. Lokmalarını çiğnemediğin, sütünü içmediğin, dirseğini masaya dayadığın için seni uyardım. Sen oyuna başlarken ben işe koşuyordum. Oyunu bıraktın ve "güle güle git babacığım" diye seslendin. Ben kaşlarımı çatarak "dik dursana, kamburunu çıkarma öyle" diye tersledim. Akşam eve gelince aynı durum tekrar başladı. Sokakta seni diz çökmüş bilye oynarken gördüm. Elbiselerin kirlenmişti. Seni önüme katarak eve getirdim. Arkadaşlarının önünde mahcup ettim. Düşün evladım bunu yapan bir babaydı.
Hatırlıyor musun akşam ben kitap okurken gözlerinde kırgın bir bakışla içeriye girdin. Rahatsız ettiğin için sabırsızlanarak gazetemin üzerinden sert sert bakınca sen tereddütle durakladın. Ne istiyorsun diye sordum. Sen bir şey söylemedin. Rüzgâr gibi uçarcasına bana doğru koşup, küçük kollarınla, Allah 'm kalbinde yaktığı sevgi ateşiyle sımsıkı boynuma sarıldın. Bu sevgiyi lakaytlık hatta haşinlik bile söndürememişti. Sonra pat pat yukarıya çıkarken ayak seslerini duydum.
İşte oğlum biraz sonra kitap elimden düştü. Beni hasta eden bu korku her tarafımı sardı. Alışkanlıklar bana neler yaptırıyordu. Kusur bulma alışkanlığım...
Bütün bunları seni sevdiğim için, senden çok fazla şey beklediğim için yapıyordum. Seni kendi yaşımın ölçüsüyle ölçüyordum.
Senin karakterinde güzel, iyi ve doğru olan neler varmış. Senin kalbin yüksek tepelerin üzerindeki şafak kadar büyükmüş. Her şeye rağmen beni öpmekle bunu gösterdin. Bu akşam hiçbir şeyin kıymeti yok oğlum. Karanlıkta yatağının yanına geldim, pişmanım, utanıyorum.
Bu aciz ve uyuşturucu bir şey. Bunları sana uyanıkken söyleyemedim. Fakat sana yarın hakiki bir baba olacağım. Seninle arkadaşlık edeceğim. Sen gülerken güleceğim. Sen ızdırap çekerken ben de acını duyacağım. Sabırsızlandığım zaman dudağımı ısırarak, çocuktur, küçüktür diyeceğim.
Şimdi yatağında tostoparlak yattığını görünce daha henüz pek küçük olduğunu anlıyorum. Senden çok fazla şey istemişim yavrum, çok fazla... Beni affet... Ne olur...

0 yorum

Yorum Gönder

KONU BAŞLIKLARI