PSİKOSOMATİK HASTALIKLAR  

Posted by İSMAİL CAN in

PSİKOSOMATİK HASTALIKLAR
Psikosomatik, psikolojik kökenli olan fiziksel hastalıklara verilen genel addır. Yunancada ruh anlamına gelen "psyche" ile beden anlamına gelen "soma" kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur. Psikosomatik terimi ilk kez 1818 yılında Dr.Jakobi tarafından kullanılmıştır. 1828 yılında Heinroth somatopisişik terimini ortaya atarak bazı bozukluklarda somatik etkenlerin ön planda, psişik etkenlerin ikinci planda olabileceğini vurgulamıştır. Psikosomatik ruh ve beden birliğini vurgular, arasındaki etkileşimden söz eder. Pek çok hastalığın gelişiminde psikososyal sorunların etkisi vardır. Bu etki, hastalığa yatkınlık (predispozisyon), açığa çıkarma (presipitasyon), yineleme ve depreşme yönünde olabilir.
DSM-III R fiziksel durumu etkileyen psikolojik etmenler olarak ele alırken, DSM-IV’ de ise tıbbi durumu etkileyen psikolojik faktörler olarak ele alınmıştır. Psikolojik faktörler tıbbi hastalığın gidişatını etkiler. Psikolojik faktörler ile hastalığın gelişimi, alevlenme, iyileşmenin gecikmesi arasında sıkı bir ilişki vardır.
TANI ÖLÇÜTLERİ
A- Genel tıbbi bir durum vardır.
B- Psikolojik etkenler aşağıdaki yollardan biriyle genel tıbbi durumu olumsuz yönde etkilemektedir.
1- Psikolojik etkenlerle genel tıbbi durumun değişmesi, alevlenmesi ya da iyileşmenin gecikmesi arasında bir ilişkinin gösterildiği için bu etkenlerin genel tıbbi durumun gidişini etkilediği yargısına varılmaktadır.
2- Bu etkenler genel tıbbi durumun tedavi edilmesini zorlaştırmaktadır.
3- Bu etkenler kişi için bir takım sağlık sorunları yaratmaktadır.
4- Stresle ilgili fizyolojik tepkiler genel tıbbi durumun semptomlarının ortaya çıkmasına zemin hazırlamakta ya da bu semptomların alevlenmesine neden olmaktadır.
Psikolojik etkenler yapısına göre;
- Genel tıbbi durumu etkileyen mental bozukluk (myocard infarktüsünde iyileşmeyi geciktiren major depresif bozukluk)
- Genel tıbbi durumu etkileyen psikolojik bozukluk (astımı alevlendiren anksiyete)
- Genel tıbbi durumu etkileyen kişilik özellikleri ya da başetme biçimi (kanserli bir hastanın tedaviyi reddetmesi)
- Genel tıbbi durumu etkileyen uygunsuz davranışlar (aşırı yemek yeme, egzersiz yapmama)
- Genel tıbbi durumu etkileyen stresle ilgili fizyolojik tepki (gerginlik, baş ağrısı)
- Genel tıbbi durumu etkileyen diğer ya da belirtilmemiş etkenler (kişilerarası dinsel ya da kültürel etkenler)
Kalıtsal-Dirimsel (Genetik Biyolojik) Etmenler
E.Kretschmer (1888-1994) beden yapısı ile hastalıklar arasında ilişki kurmuştur. Piknik: Şişman, tıknaz, içe dönük; Astenik: Zayıf,ince yapılı,içe dönük; Atletik: Kas yapısı iyi gelişmiş, sağlıklı kişi olarak tanımlamıştır.
Yine yüzyılımızda birçok araştırmacı; doğum öncesi, (kalıtsal) doğum esnası ve sonrası örseleyici etkenlerin yapısal bozukluklara neden olabileceğini, dirimsel yapıyı zayıflatabileceğini, engele dayanma gücünü kırabileceğini ve sonunda hastalıklara yatkınlık sağlayabileceğini göstermişlerdir.
Toplumsal Yapı ve Ekinsel (Kültürel) Etmenler
Bir düşünür ‘’insanların durumlarını bilinçleri değil, toplumsal olgular belirler’’ demiştir. Dickens’ ten Steinbeck’e birçok romancı aşağı sınıfların sıkıntı ve bunalımlarını dile getirmiştir. K.Horney(1939), J.Halliday(1948), M.Mead (1949) değişik toplumlarda yaptıkları gözlem ve araştırmaları sonunda; kültürün anne çocuk ilişkisinin, çocuk yetiştirme biçimlerinin, kaygı ve bunaltıya karşı ortak ve yerleşik tepki türlerinin önemini gösterdiler. Reusch (1958) kişi ve çevre arasında; ilişki, iletişim ve etkileşim bozukluğunda, gerileme (regresyon) ile psikosomatik bozuklukların ortaya çıkabileceğini vurguladı.
Hollingshead ve Redlich’in (1958) yaptığı geniş kapsamlı bir araştırmada, aşağı toplumsal katmanlarda her tür hastalığın ve somatizasyon eğilimin yüksekliğini saptadılar. Dodge ve Martin (1970) ‘’social stress and chronik illness’’adlı yapıtlarında; süregen hastalıkların yaygınlığının, içinde yaşanılan toplumsal yapıdaki bozukluklar, güç yaşam olayları ve düzensiz, kararsız, dengesiz bir ortamda gelişen uyumsuzluklarla doğru orantılı olarak arttığını vurguladılar.
PSİKOSOMATİK HASTALIKLAR
I-BAŞ VE AĞRI
1-Ağızda uçuk ve ülserasyonlar
2-Atrofik rinitis
3-Behçet hastalığı
4-Glokom
5-Kas gerginliği ağrıları
6-Konjuktivitis, iridosiklitis
7-Meniere hastalığı
8-Saman nezlesi
9-Vaskuler başağrıları(migren)
10-Vertigo
Baş, beyin ile en önemli duyusal alıcıları (göz, kulak, burun, vb.) içerir. İnsanı diğer canlılardan ayıran önemli zihinsel nitelikler (bilinç, bellek, duyuş, düşünüş, algılama vd.) baş organları ile beyindeki göze ve merkezlerin etkileşimleri sonrası ortaya çıkar. Duyusal alıcılarla beyne iletilen uyaranlar nesnel (objektif) ya da öznel (subjektif) düzeyde algılanarak tepki verilir. Göz bir görme organı olduğu gibi beyine açılan bir pencere gibidir. Bakışlar bir çok değişik duyguyu da (sevgi, öfke, saldırganlık vd.) yansıtabilir. Göze mitolojik öykülerde de önemli yer verilmiştir. Sofokles'in ünlü trajediasında; babasını öldürüp annesiyle evlendiğini öğrenen Kral Oedipus gözlerini şişleyerek kör etmiştir.
S. Freud bu öyküden esinlenerek özdeşim süreci içinde yaşanan önemli bir karmaşayı açıklarken 'Oeidipus Kompleksi' adını vermiştir. Yine görme duyusunu örnek alırsak; aynı olay ya da görüntüye bakan birçok kişi değişik algılama içine girerek tepkileri de değişiklik gösterebilir. Kuşkusuz burada kalıtsal dirimsel özelliklerin yanında bilinçdışı süreçlerin etkileşimi geçerlidir. Başka ilgili psikosomatik hastalıkların büyük bir çoğunluğu otoimmün dizge ile de ilgilidir. Bu konuya daha sonra yine dönülecektir. Ağrı birçok hastalıkta görülen bir yakınma ve somato-psişik belirtidir. Kişiye ya da dokulara yönelik gerçek ya da olası tehlikeye bir tepkidir.
Aynı zamanda bir uyum ve savunma düzeneğidir. Israrlı ve tedirgin edici koşullarda kişinin çalışma, düşünme, uyuma işlevlerini etkileyebilir. Çocuklar ve bebekler deriden ya da iç organlardan gelen olumsuz uyaranları ağrı biçiminde duyumsar. Kişilik gelişirken duygu ve düşünce ile birlikte ağrı da algılanır. Çocukluktaki acı veren yaşantılar, ileri yaşta ağrının algılanmasını ve ağrıya karşı tepki biçimini belirler. Çocuklukta ağrı ile ceza eş anlamlıdır. Erişkinlerde suçluluk, günahkarlık, yetersizlik, yoksunluk duyguları için nörotik bir simgedir. Psikojenik ağrı, anksiyete gibi bilinç dışı çatışmaların ürünü olarak ikincil bir tepkidir.
Ağrıdan bir çok organ etkilenebilir (baş, kas-eklem, kalp, göğüs mide,bağırsak ve diğer karın organları gibi). Ağrı mazohizmin en belirgin bir belirtisidir. Mazohistik kişi için ağrı bir doyum biçimidir. Ağrıya kişinin kaçınamadığı duygu ve düşüncelerin (cinsel ve saldırganlık) yarattığı suçluluk duygularını yumuşatabilmek için üst benliğe (süperegosuna) verdiği bir ödün olarak da bakabiliriz. Değişik stres etkenlerinde yaşanan güçsüzlük-yoksunluk, edilgenlik - çaresizlik duyguları insanları bir gerilemeye götürerek ilkel tepki biçimi olan ağrı duygusuna neden olur.
En sık karşılaşılan ya da ağrı duyusunun algılandığı en önemli bölge başımızdır. Her yıl popülasyonun %80'i en az bir kez baş ağrısı çekmektedir. %10-20 hasta doktora gider.Yarım baş ağrısı en sık görülen baş ağrısı türüdür. Emosyonel streslerle ortaya çıkar. Psikiyatrik hastalıklara eşlik eder. Migren'de (vasküler başağrısı) 2/3 aile öyküsü ve obsesyonel özellikler vardır. Kızgınlığını bastıran kişilerdir. Gerilim başağrısı: Stres, baş-boyun kaslarında kasılmaya neden olur. Enseden başlar, yayılır, zonklayıcıdır. Bulantı-kusma yoktur. Öğleden sonra ve akşama doğru artar. Anksiyete, depresyon eşlik eder. Fiziki ya da psikososyal streslerin algılanması biyokimyasal değişikliklere, biyokimyasal ürünler düz kaslarda kasılmaya, beyin damarlarında genişlemeye neden olur.
Kas gerginliği doğrudan ağrıya neden olduğu gibi damarlardaki genişleme beyinde ağrıya duyarlı odakları etkileyerek yine ağrı duyusunun algılanmasına neden olur.Bununla birlikte gözlerde ve burunda sulanma, salgı artması, kızarma,gözlerde karıncalanma, ışık çarpması, kulaklarda çınlama, basınç duyusu, baş dönmesi ve denge bozukluğu, kol ve ayaklarda duyu ve güç bozuklukları görülebilir. Ayrıca karın ve göğüs bölgesi doku ve organlarında da sıkışma, gerginlik, baskı duygusu ve ağrılı kasılma ve kramplar görülebilir.
II-BESLENME VE SİNDİRİM
1-Anoreksiya nervosa
2-Bulimia ve obesite
3-Kardiospasm
4-Peptik ülser
5-Mukoid kolitis
6-Regional enteritis (Chron"s disease)
7-Spastik kolitis
Anoreksia Nervosa: Genel olarak 12-18 yaşları arasında başlayan ve tutku derecesinde şişmanlama korkusu yüzünden bilinçli olarak aşırı zayıf kalma çabaları ile belirli bozukluktur.
Psikososyal etkenler: psikodinamik açıdan, anoreksiya nervozada ağır cinsel çocuksuluk, cinsel ilişki kurma ve gebe kalmaya karşı aşırı korku, büyüme, anneden ayrılmaya, bireyleşmeye karşı aşırı korku gibi çekirdek çatışmalar tanımlanmıştır. Anoreksiya nervozayı bir depresyon eşdeğeri olarak yorumlayan görüşlerde vardır. Toplumsal olarak zayıflığa, inceliğe, şişman olmamaya çok değer veren kesimlerde bu hastalığın sık görüldüğü, zayıflık şişmanlık konusunda toplumsal değer yargıları ile bağlantılı olabileceği ileri sürülmüştür. Anoreksiya nervozalı çocukların ailelerinde daha fazla ölüm ve ayrılma, ruh hastalığı, alkol ve kumar sorunu ve başka önemli aile sorunları olduğu bildirilmiştir.
BULİMİYA NEVROZA: Dönem dönem gelen aşırı yemek yeme kilo alma ve bir yandan da kilo almayı durdurma çabaları ile belirli bir bozukluktur. Bulimiya nervozanın oluş nedeni aydınlatılamamış. Araştırmalar bu hastalığın yineleyici tipte atipik depresyon olduğu görüşünü desteklemektedir. Hipotalamustaki açlığı, tokluğu düzenleyen merkezlerde işlev bozukluğu söz konusu olabilir. Şişmanlık (obesite) doğal ağırlığın en az %10"unun üzerine çıkıldığı durumlardır. Kalıtsal ve dirimsel yatkınlık, hipotalamik ve iç salgı bezlerinin olağan dışı çalışmaları sonucunda olabildiği gibi ruhsal nedenlerle ya da birlikte olabilir
Bu kişilerde oral karakter özellikleri (engellenme eşiğinde düşüklük, bağımlılık, güçsüzlük, çaresizlik, güvensizlik, yetersizlik, doyumsuzluk, isteyicilik ve sürekli açlık duygusu), bilinç dışı saldırganlık dürtüleri, çatışma ve bunaltı (anksiyete) egemendir. Bilinç dışı açlık, saldırganlık dürtülerinin verdiği bunaltıyı aşırı yiyerek gidermektedirler. Benzer özellikler ilaç ve alkol bağımlılarında da gözlenir. Bu kişilerde ağız önemli bir duyum organıdır. İlaç-alkol,tütün ya da yemek simgesel bir araçtır.
Peptik Ülser: Mide ve on iki parmak bağırsağının besinlerle temas eden, iç yüzlerinde meydana gelen harabiyetlerdir. Bu zedelenmelerin boyutları genellikle 1 cm.den ufaktır. Rahatsızlığın sosyoekonomik düzeyin düşük olduğu kesimlerde daha çok gözlendiği saptanmıştır. Erkeklerde kadınlara göre 3 kat daha fazla ve kentsel yerleşim alanlarında daha çok görüldüğü gözlenmiştir. Orta yas üzerinde (45 yas sonrası) daha çok görülmektedir. Stresli hayat koşulları ile peptik ülser arasında yakın ilişki saptanmıştır. Bu durum hem hastalığın erken , hem tekrarlayarak uzamış evrelerinde ve karin boşluğuna yırtılıp açılma hallerinde görülmektedir. Savaşlar ve çatışmalar esnasında askerlerde yoğunluk kazanmaktadır. Yapılan araştırmalara göre stresler ile mide asit salgılanması ve mide hareketleri artmakta, bikarbonat salgısı ise azalmakta, hastalığa zemin hazırlamaktadır. Kişinin hedeflerini gerçekleştirmek konusunda uzun sureli olarak yasadığı hayal kırıklıkları yine de ülser başlangıcı ve tekrarlamasında etkili olduğu görülmüştür.
Spastik kolon, rejyonel enteritis, ülseratif kolitis gibi barsak hastalıklarında; sevecenlik-saldırganlık, kirlilik-temizlik, dağınıklık-düzenlilik gibi karşıt duygu ve düşüncelerle; cimrilik, kuşkuculuk, inatçılık, ayrıntıcılık, güç beğeni ve eleştiricilik gibi anal karakter özellikleri egemendir.
III-DERİ
1-Allerjik reaksiyonlar,
2-Atopik dermatit,
3-Hiperhidrosis,
4-Kaşıntı(yerel-genel),
5-Kurdeşen(ürtiker),
6-Nörodermit,
7-Prüritis (P. ani,P.vulvae),
8-Psöriyazis,
9-Purpura,
10-Rosasea,
11-Saçkıran ( Allopecia areata),
12-Siğil,
13-Sivilce(akne),
14-Skleroderma
Deri organizmayı örten, dış çevre ile iç çevre arasında sınır görevi olan, organizmayı dışa karşı koruyan önemli bir organımızdır. Aynı zamanda fizyolojik homeostazisin (ısı-sıvı dengesi gibi) korunmasını sağlar. Psikodinamik açıdan ise benliğin (egonun) organik bir örtüsüdür. İçsel uyaranlar, engellenme ve iç çatışmalar sonucu ortaya çıkan bunaltı ya da çökkünlük belirtileri deriden hemen gözlenir. Deri özellikle yüz görünümü iç dünyayı dışa yansıtan bir ayna gibidir. İçsel ya da çevresel uyaranlara karşı ivedi tepki deride gözlenir. "Korkudan kül gibi geçti. Utancından mosmor oldu. Sıkıntıdan su gibi terledi. Öfkeden kırmızıya döndü" gibi deyimler emosyonel durumu tanıtmak için günlük yaşamda sık geçer.
Freud'a göre derinin önemli cinsel (libidinal) işlevi vardır. Dokunma, okşanma, sıcaklık gibi duygular haz verici, sevgi simgesi deri algılarıdır. Çocuklar bebeklikte dokunma ve dokunulma ile kendi benliğinin dış çevreden ayrı olduğunu algılar ve öğrenir. Annenin çocuğunu kucağına alıp göğsüne bastırması, dokunması, öpmesi, annenin sıcaklığı, çocuğuna haz verir. Sevildiğini, istendiğini duyumsatır. Temel güven duygusunu geliştirir. Ağrı ve acı veren uyaranlar da deriden algılanır. Sıkı ve sert örtüler, çiş ve kakasının yakıcı etkisi ,aşırı sıcak ve soğuk çocuğa acı verir,olumsuz duygulara neden olur.
Çocukluktan kalan örseleyici yaşantılar gibi yakın geçmişte karşılaşılan önemli yaşam olayları erişkinde değişik türde psikosomatik deri hastalıklarının ortaya çıkmasına neden olabilir. Kimi kişiler bilinç dışı öfke ve saldırganlık dürtülerini kendine yönelterek yüzünü, derisini kaşıyabilir, kanatabilir. Kendini yaralaması ve kanatması bilinç dışı suçluluk ve cezalandırma eğilimleri için bir doyum aracı olabileceği gibi cinsel (libidinal) dürtüler için haz verici, boşalma yolu da olabilir. Allerjik yangılanmalarda deride kaşınma isteği belirirken sıkıntı ve bunaltı durumunda da kişi -allerjik bir durum olmadan- kaşınabilir. Kaşınma fizyolojik ya da psikolojik kaynaklı olabilir.
Önemli bir yaşamsal olaydan sonra saçların ağarması ya da dökülmesi, gerginlik dönemlerinde sivilcelerin artması, eğindirimle (telkinle) siğillerin geçmesi gözlenen olaylardır. XII. yüzyılda İranlı hekim Nizami Arudi baba oğul ilişkilerinin bozulmasıyla oğulda psöriyazisin ortaya çıktığını, ilişkilerinin düzelmesiyle de psöriyazisin geçtiğini yazmaktadır. (Sharii,1978) Shanon (1970) 2. dünya savaşı sırasında toplama kamplarında tutsak edilen ve savaş sonrası kurtulabilenlerde E:%33, K:%22 oranında psikosomatik deri hastalığı saptanmıştır.
IV-DOLAŞIM
1-Anjina pektoris
2-Anjionörotik ödem
3-Aritmi ve taşikardi
4-Ateroskleroz
5-Esansiel hipertansiyon
6-Koroner kalp hastalığı
7-Serebrovasküler kanama ve emboliler
8-Vazodepresör senkop ve ölüm
Çoğu zaman anksiete kardiovasküler sistem üzerinde derin etkiler yaratarak taşikardi, palpitasyon, baş dönmesi ve sol meme altında ağrıya yol açar. Bu semptomlardan birçoğu anksieteyi arttırarak hastanın kalp hastalığından, hattâ bazan birdenbire ölmekten korkmasına neden olur. Çoğu zaman, bir dost ya da akrabanın miyokard enfarktüsünden ölmesi sonucunda belirir. Kardiak kondisyone tepkiler çabucak yer eder ve giderilmeleri zordur; daha sık beliren nöbetler hastada daha fazla anksieteye ve hastanın nöbetleri oluşturan durumlardan kaçınmasına yol açar. Kronik stress durumlarında, sempatik adrenerjik faaliyet öne geçer, fakat beklenmedik bir korku, vagus aracılığıyla parasempatik sistemde aşırı bir faaliyet yaratır ve sempatik faaliyet tekrar harekete geçinceye kadar kalp atışlarında ve kan basıncında bir azalma, hattâ senkop (baygınlık) durumu olur.
Emosyonel stress sırasında serbest yağ asidi dolaşımı artar; kandaki lipid miktarında kronik yükselme, koroner damar hastalığında sık rastlanan bir durumdur. Anksiete ayrıca hem migren veya hipertansiyona, hem de kanın pıhtılaşma süresi ve viskositesinde değişikliklere yol açar; sonucunda da anjin, kalp yetersizliği, hattâ miyokard enfarktüsü bile görülebilir. Kardiovasküler hastalık geçiren veya geçirebilecek eğilimde hastalardaki anksietenin tedavisi çok önemlidir. Bu hastaların yaşayış tarzlarını değiştirmeleri gerekebilir; ama ancak hastalar kardiovasküler sistemlerine ne kadar çok yüklendiklerini anlarlarsa, bu mümkün olur. Anksiete ile birlikte depresyonun da mevcut olduğu durumlarda, kalp atım hızı ve kan basıncını arttırabilen bu depresyonun tedavisi gerekebilir.
V-İÇ SALGI
1-Addison hastalığı,
2-Cushing sendromu,
3-Diabetes mellitus,
4-Hipertiroidi (toksik guatr),
5-Hipotiroidi (miksodem),
6-Hipoglisemi,
7-Hipoparotroidi,
8-Hipopituitarizm
İçrel ya da çevresel uyarılar duyu organlarıyla alınıp beyine ileterek algılanır. Korteks, limbik sistem, hipotalamus ve hipofiz biyokimyasal ürünlerle (prostaglandinler, steroidler ve opoidpeptidler) etkilenerek uyarılır. İç salgı artımı ve nöral aktivite hızlanır. İç salgı bezlerinden kimilerinin çalışması hızlanır, kimilerinin çalışması engellenir ve salgı üretimi yavaşlar. Bu düzenek her aşamada geri bildirimlerle (feedback) denetim altında tutulur. Yine kişinin kalıtsal, dirimsel ve ruhsal yapısı ve yatkınılığı ile ilgili duyarlı iç salgı bezlerinin çalışması hızlanır ya da yavaşlar.
VI. İMMÜN BOZUKLUĞU
1.Allerjik bozukluklar
2.Enfeksiyonlar
3.Herpetiform bozukluklar
4.Kan Hastalıkları
5.Kollejen Doku Hastalıkları
6.Neoplazik Hastalıklar
7.Organ Değişimleri
8.Otoimmun hastalıklar
Beyinle, bağışıklık sistemi arasında sıkı bir ilişki vardır. İç salgı konusunda özetlediğimiz düzeneklerle ilgili olarak kişinin fizyolojik savunma güçleri zayıflar ve hemoostatik dengesi çökerse allerjik hastalıklardan enfeksiyonlara, kollojen doku hastalıklarından neoplazik bozukluklara değin değişen hatalıklar görülebilir. Psikososyal stresler immün dizgeyi baskılarlar. Özellikle T lenfositleri azalır. Enfeksiyon ve malignensi riski artar. Enfeksiyöz hastalıklar: Sık Herpes simpleks enfeksiyonu geçirenler stres altındaki kişilerdir. Stres tüberküloza karşı direnci azaltır. İyileşmede sosyal destek önemli. Yaşam deneyimleri barsaktaki florayı etkiler. Allerjik hastalıklarda stres tetiği çekici etkendir. Organ transplantasyonundaki red olaylarında stres, anksiyete, depresyon etkilidir. Umutsuz aşk, bitmeyen çile, büyük düş kırıklığı toplumsal saygınlık ve ekonomik kayıplarda immün bozukluğu ile ilgili hastalıklar ortaya çıkabilir Örneğin, İran Şehin Şahı (Şahların Şahı) yetkisiz, yersiz, yurtsuz kalınca kansere yakalanarak ölmüştür.
VII- KAS- İSKELET - SİNİR
1.Kas iskelet deformitleri
2.Korea
3.Multiple skleroz
4.Nöro-miyopatiler
5.Romotoid Artrit
6.Spazmodik Tortikolis
Günlük stresler karşısında kas, kemik, eklem (sırt, boyun) ağrılarından yakınılırr. Yapılan incelemeleri doğaldır. Bu kişiler sık sık kullandıkları somatizasyon savunma düzeneği ile ikincil derin özseverlik (narsisistik) eğilimler taşırlar. Dikkatleri dış nesnelerden kendilerine çevrilmiş, bedenleri ilgi ve uğraşı odağı olmuştur. Kas- iskelet sinir doku gözeleriyle ilgili psikosomatik hastalıkların oluşumu- romatoid artrit, nöromiyopati gibi- iç salgı ve immün bozukluğu ile ilgili yakından ilgili olabileceği gibi, çocuklukta olumsuz etkilere karşı yerleşen, tik ya da tortikollis gibi olumsuz bir tepki biçimine koşullanmanın da etkisi vardır. Ya da konversiyon nevrozunda görülen felçlerde devinimsizliğin yarattığı kas kemik erimeleri (atrofi) ile biçim ve yapı bozuklukları (deformite) olabilir. Kaza, yaralanma, ameliyat sonrası görülen edilgen -saldırgan (pasif - agresif), çocuksu (regresif) davranışların, sağaltıma ve görevlilere karşı direnç ve tepkilerin temelinde ruhsal nedenler yatmaktadır.
VIII. SOLUNUM
1.Astımatik Vizing
2.Bronşiyal astım
3.Hiper ventilasyon sendromu
4.Periyodik öksürük krizleri
5.Tüberküloz
Solunum yolu, duygu ve davranışlarla ilgili duyarlı doku ve gözeleri içerir. Ağlama, emme, koklama, öksürme, aksırma gibi solunumla ilgili işlevler doğumla birlikte başlar. Anksiyete durumlarında göğüste sıkışma, boğazda tıkanma, boğulma duygusu, hava açlığı, sık soluk alıp verme ilk karşılaşılan yakınmalardır. Bu durumlarda periyodik öksürük, hiper ventilasyon sendromu görülebilir. Astım ve kronik bronşit gibi hastalıklarda: Kalıtsal yatkınlık (çoğul genler IgE antikorları, viral-bakteriyel pulmoner enfeksiyon, bronkospazm eğilimi, allerjenler ve alerjik reaksiyonlar, ailesel allerji öyküsü, bağımlı-edilgen) ve ambivalan kişilik öğeleriyle ruhsal uyum güçlüğü çeken erkek çocuklarda daha sık görülür.
IX-ÜREME BOŞALTIM
1.Ağrılı menstrüasyon ve regl düzensizlikleri,
2.Erken menopoz (hipoöstrojenemi),
3.Amenore (psikolojik),
4.Yalancı gebelik,
5.Düşükler,
6.Cinsel işlev bozuklukları;
a)Cinsel güçsüzlük ( ereksiyon - ejekülasyon sorunları),
b)Cinsel soğukluk,ağrılı cinsel birleşme (frijidite, kın kasılması, orgazm eksikliği
7.Sistit, üretrit
Anksiyete durumlarında sık görülen yakınma ve belirtiler; idrar kesesinde dolgunluk duygusu, sık idrara çıkma gereksinimi, idrarını kaçırma korkusu, kızlarda ise bunlara ek olarak; kasıklarda ağrılı kasılmalardır. Delikanlılık çağındaki kızlarda özellikle regl dönemlerinde; şiddetli psikojenik bunaltı sonucu ortaya çıkan kasık ağrıları akut karını düşündürebilir. Yapılan retrospektif çalışmalarda, bu çağdaki genç kızların akut apandisit tanısı ile karınlarının açıldığı ve %70-80 oranında iltihap olmadığı saptanmıştır. Ağır stres durumlarında ağrılı menstrüsasyon, yalancı gebelik, hormanal düzensizlik, amenore ve erken menopoz görülebilir. Premenstrüel distforik bozuklukta menstrüel siklusla birlikte duygudurum (mood) değişikliği olur. Belirtiler ovulasyon sonrası başlar. Adetten beş gün öncesinde en üst düzeye ulaşır. Östrojen, progesteron, androjen, prolaktin değişiklikleri ile ilgilidir. Prostaglandinlerin aşırı salınımı ağrıya neden olur.
MENAPOZ: Sıklıkla 48-55 yaşlarında olur. Anksiyete, depresyon, yorgunluk, gerilim,irritabilite, emosyonel labilite, uykusuzluk, terleme, ateş basmaları, kızarma, pulsatil LH salınımı ile ilişkili olabilir. Mukozalarda atrofi, vaginit, pirurit, stenoz, ağrılı cinsel ilişki; kalsiyum (osteoporoz) ve lipid metabolizma değişiklikleri (ateroskleroz) östrojen azalması ile ilgilidir. Hormonal değişiklikler: Östrojen azalır. Östrojenin duygudurum (mood) üzerine etkisi androjenlerle yönetilir. Semptomların ağırlığı hormon miktarı, yaşlanma, genel sağlık, aktivite düzeyi, yaşlanmanın psikolojik anlamı ile ilişkilidir. Psikolojik faktörler: Düşük benlik saygısı, menopoz sırasında güçlükler, yaşlanma, üretkenlik yitimi, sosyal ve sembolik anlamlar, önceki mental hastalıklar bu dönemde depreşir.
İdiopatik amenore: Psikojenik olabilir. Anoreksia, yalancı gebeliklerde olabilir. İlaçlarla (antipsikotik) birlikte galaktore olabilir.
Cinsel kimlik özdeşim sorunları olan kadınlarda; cinsel soğukluk, ağrılı cinsel birleşme ya da birleşmeme (kın kasılması) orgazm eksikliği, erkeklerde ise; cinsel işlev güçlükleri (ereksiyon,ejekülasyon güçlüğü, erken boşalma) ve güçsüzlük korkuları görülebilir.Bu durumlar askerlik, işsizlik, ekonomik güçlük, ağır baskı ve engellenme durumlarında da olabilir.Bu kişilerde anatomopatolojik bir bozukluk olmadığı için psikosomatik bir hastalık olarak değerlendirilmesi tartışılabilir.Bununla birlikte ruhsal kaynaklı olduğu ve kişilerde önemli bir sorun olan cinsel işlev bozuklukları yarattığı da kesindir.

0 yorum

Yorum Gönder

KONU BAŞLIKLARI