ÖĞRETMEN-VELİ İLETİŞİMİ  

Posted by İSMAİL CAN in

ÖĞRETMEN-VELİ İLETİŞİMİ
Aile, çocuğun gerek kişiliğinin gelişimi, gerekse ruh ve beden sağlığı açısından büyük bir önem taşır. Çocuğun sağlıklı aile ilişkilerinden mahrum kalması, onun duygusal gelişimini etkilediği gibi bedensel ve zihinsel gelişimine de olumsuz etkide bulunur (Yavuzer, 2001: s.51).
Her aile çocuğunu, içinde yaşadığı toplumun kültürel değerlerine ve kalıp davranışlarına göre yetiştirir. Ailenin eğitim ortamını kendine özgü yapan başka bir değişken dizisi de ana babanın aileyi yönetim biçimi; ailenin yapısı, geçimi, dirliği, çocuğun aile içindeki konumu; ana babanın çocuğa karşı tutumudur.
Her ana baba, geleneklerine, gördüklerine, gelişimlerine, öğrenimlerine göre kendilerine özgü bir çocuk yetiştirme düzeni kurar. Ailenin demokrasiyle yönetimi; ailede sevgi, sevecenlik ve hoşgörü havasının üstün kılınması bilinebildiğince çocuk yetiştirmeye en elverişli yöntemdir (Başaran, 2000; s. 179).
"İdeal çocuk modeli" kavramı, son yıllarda bazı ailelerde ana-babaların tutumlarını etkileyen önemli bir etmen olmaktadır. Özellikle sosyo-ekonomik koşulları üst düzeyde olan bazı ailelerde, ana-baba, kendi çocukluğunda gerçekleştiremediği bazı nitelik, yetenek ve becerilerin çocuğunda olmasını ister. Ama bunun için, onun ilgi ve yeteneklerini dikkate almaz. Bu, bir yansıtma olabildiği gibi, ödünleme (telafi) de olabilir. Anne, eşiyle olan mutsuzluğunu bu yolla gidermeye, telafiye çalışabilir. Böyle ortamlarda anne ve baba, çocuğun dil öğrenmesini, enstrüman çalmasını, resim yapmasını, bale yapmasını, kısaca birden çok çeşitli etkinliklerde bulunmasını ister. Ama önemli olan, ana-babanın tutku ve beklentileri değil, çocuğun ilgi ve yetenekleridir. Bu sebeple, anne ve babalar öncelikle çocuklarını tanımalı ve onları ilgi, yetenek ve istekleri doğrultusunda yönlendirmeye çalışmalıdırlar (Yavuzer, 2001: s.62,63).
Bir öğrencinin ev hayatı, onun en güçlü öğrenme yaşantısını temsil eder; çünkü, eğitimcilere göre, hayatın ilk anlarından itibaren ebeveyn (anne) ile çocuk arasında oluşturulan "duygusal bağ", öğrenmenin temel taşını oluşturmaktadır (Saban, 2002: s. 103).
Ailesiyle olan iletişimi, çocuğun dünyasında büyük önem taşır. Ana-baba ve çocuk üçgeninde, ancak tarafların duygu ve düşüncelerini birbirlerine aktarmaları ve başarılı bir diyalog kurabilmeleri halinde sorunlarına çözüm bulmaları mümkündür (Yavuzer, 2001: s. 121). Anlaşamayan ana baba arasındaki kavgalar, çocuğu sürekli duygusal gerilim içinde bulundurur. Böyle bir ortam içinde büyüyen çocuk, akranlarına göre daha yoğun bir uyumsuzluk gösterir. Çocuk, okuldaki başarısını düşürebilir; güvensizlik, aşağılık, utangaçlık duyguları geliştirebilir; saldırganlık, kavgacılık, düşmanlık gibi kişilik bozukluğuna uğrayabilir (Başaran, 2000: s. 189).
Sevgi, çocuğun gelişim ve eğitimi için gerekli su ve gübredir. Bu su ve gübre, zamanında yeterince verilemediği taktirde, çeşitli sosyal ve duygusal nitelikte yaralar açılabilir. Açılan bu yaraların yıllar sonra onarılması mümkün olamadığı gibi, çocukluk yıllarında duygusal besiyi yeterince alamamış annelerin büyüttüğü çocukta da benzer yaraların açılabilme şanssızlığı vardır (Yavuzer, 2001: s.38).
Öğrencinin gelişiminin hızlı olduğu ve kişilik özelliklerini yerleştirdiği ilk çocukluk evresinde aile ortamı, eğitim açısından çok önemlidir. Ailenin eğitsel ortamı, öğrencinin okulda öğrendiklerini pekiştirebilir de, köreltebilir de (Başaran, 2000: s. 183). Öğrencilerin aileleri, öğretmenler için çok iyi birer partner olabilir. Aileler, disiplin sorunlarının çözülmesinde, sınıf içi çalışmalarda, motivasyonun sağlanmasında çok önemli rol oynayabilirler. Ancak bütün bunlar öğretmenin aileyle kuracağı ilişkilere bağlıdır. Bu türden bir ilişkinin kurulması için öğretmenin ilk önce ailenin yardımına duyduğu ihtiyacı belirtmesi gerekir. Bunu takiben öğretmen, aileye yönelik olarak aşağıdaki türden çalışmaları yapmalıdır:
1) Sınıfla ilgili oluşturulan kurallar ve işleyiş ailelerle paylaşılmalıdır.
2) Derslerde, genel olarak ve konu bazında öğrenilmesi beklenen miktar ve öğrenciden özel olarak beklenenler aileye bildirilmelidir.
3) Ailenin de haberinin olacağı ve geri dönütler vereceği ev ödevleri verilmelidir ve bu tür ödevler süreklilik içinde olmalıdır.
4) Öğrencilerin performansı ile ilgili övgüler aileye de ulaştırılmalıdır.
5) İhtiyaç duyulduğu durumlarda, ailenin, çocuğun eğitimi ile ilgili konularda çalışmasına yön verecek programlar yapılmalıdır.
6) Gerekirse aile ile görüşmeler de yapılabilmelidir. Özellikle belirli sorunların çözümü için böyle bir yola başvurulması faydalı sonuçlar verebilir (Erdoğan, 2000: s. 134,135).
Çocuğun kişiliğinin oluşumu, karakterinin biçimlenmesi ve benlik saygısının gelişimi, büyük ölçüde özdeşim modelleri olan ana-babanın kişilik yapılarına bağlıdır. Ancak çocuğun, anne ve babasının tavırlarını benimseyebilmesi için ana-baba-çocuk üçgeni arasında sevgi, saygı ve güven olması gerekir. Çocuklar, anne ve babalarının kendi aralarındaki ilişkilerinde son derece hassastırlar: Annesinin babası tarafından sürekli dövüldüğüne tanık olan 5,5 yaşındaki bir erkek çocuğu, babasına olan düşmanlığını şu cümlelerle dile getirmektedir: "Babam, annemi dövüyor diye asker kılığına giriyorum, babamı öldürüyorum. Oyuncak tüfekle ateş ediyorum. Ama babam ölmüyor, oyuncak tüfekle vurduğum için" demektedir (Yavuzer, 2001: s.39).
Öğretmenlik mesleği, okumayı ve okutmayı amaç edinmiş, okuma sözcüğü ile özdeşleşmiş bir mesleğin adıdır. Öğretmen çok çok okuyarak genel kültürünü, meslek kültürünü, alan ve branş kültürünü geliştirecek ve o ölçüde de saygınlık ve uzmanlık kazanacaktır. Daha kesin bir anlamıyla belirtelim ki, öğretmen "ayaklı kütüphane olmalıdır"(Tos, 2001: s. 109).
Öğretmen, öğrencilerinin her yönüyle ilgilenmeli, verdiği ödevleri incelemeli ve değerlendirmelidir. Aksi halde öğrencilerde son derece sakıncalı olan sorumsuzluk, eylemsizlik duygusunun gelişmesine neden olur (Tos, 2001: s. 108).
Öğrencilerin sorumluluğu öncelikle aileye ait olsa da öğretmenler onların çocuklarını eğitirken duruma profesyonelce yaklaşırlar. Öğretmenlerden kaynaklanan sık baskılardan sonra bütün öğrenciler her zaman "kızgın aileler"e sahip olurlar. Yapılması gereken velilerle iyi ilişkiler kurarak fikirlerin benimsetilmesidir. Ailelere öğretmenlerin üstlendiği rolü anlatmak ve işbirliği içinde bulunmak gerekir. Öğretmen-öğrenci ilişkisinin bozuk olması anne-baba-çocuk arasındaki ilişkileri de etkiler. İlişkilerin bozuk olması öğretmeni ve diğerlerini sıkıntıya sokar. Her iki taraf, çocuğun diğer tarafla ilişkisi ile yakından ilgilidir (Küçükahmet, 2004: s.87).
Çocuklarında köklü ve sabit adetlere göre yetiştirilmiş ana-babalar, çocukları bir problemle karşı karşıya kaldığında, kendi ana-babalarının takınmış oldukları tutumları benimserler. Bundan daha iyi bir yolu öğrenmeye fırsatları olmadığı içindir ki, kendi ana-babalarının yapmış oldukları hataları tekrarlarlar (Yavuzer, 2001: s. 121).
Velileri sorun çözmede işbirliği içine katmanın bir yolu da gereken kaynaklarda desteklerinin istenmesidir. Örneğin; çocuğun motivasyonu için velilere yapıştırmalar aldırılabilir. Bu tür etkinlikler basit sayılmamalı ve küçümsenmemelidir, çünkü ailenin işbirliği içinde sorumluluk olması öğrenci için kazançtır (Küçükahmat, 2004: s.88). Öğretmen ve veliler yetenek ve kaynaklarını öğrencinin iyi yönde gelişmesi için kullanırlar. Bu yüzden aileleri işbirliğine sokmak ve onlar için gerekli planları yapmak belli bir zaman alabilir. Bu zaman değerli bir zamandır ve mutlaka gerekli olan bu zaman ayrılmalıdır (Küçükahmet, 2004: s.89).
Öğretmen, veli ve ailelerle gerçekçi ve samimi bir anlayış ve işbirliği yaparak, tüm sorunların çözümünde yardımlarını sağlamalıdır (Tos, 2001: s. 112). Okul öncesi eğitimde öğretmen, çocuğun sorunlarını ve özelliklerini veliden sorup öğrenmek isterken nazik davranmalı ve gereksiz tartışmalara neden olmamalıdır. Önce çocuğun iyi tarafları anlatılmalı, daha sonra sorunlar konusu ele alınmalıdır. Ailenin de öğretmene karşı tam bir güven, anlayış ve inançla davranması iyi bir işbirliği kurulması sonucunu doğurur. Doğaldır ki çocuğun sorunları anne tarafından daha iyi bilinmektedir. Bunlar öğretmene çok açık bir duyarlılıkla anlatılmalıdır (hobi, kıskançlık, yalancılık, hırsızlık, yatağını ıslatma...). Öğretmen de evde çocuğa nasıl davranılacağını ayrıntılı bir biçimde anlatmalıdır (Tos, 2001: s. 125,126).
Veliler öğretmenlerle iyi bir arkadaş ve çocuklarının eğitimi için birer ortak olmayı başarabilirlerse her iki tarafın disiplin çabaları daha yüksek düzeye gelecektir. Disiplin çabaları için velinin destekleri her zaman iyi planlanmalı ve veli-öğretmen eğitimleri düzenlenmelidir. Şu unutulmamalıdır ki veliler bazen çocuklarının sorunları ile yeterince eğitimli olmayabilirler. Böyle durumlarda öğretmen duruma profesyonelce yaklaşıp öneriler üretmeli, olası çözümleri ailelere sunmalıdır. Bu konuda konferanslar, toplantılar düzenlemek velilere yol gösterici nitelikte olacaktır.
C.M.Charles (1985), öğretmenlerin disiplin konusunda toplantı düzenlerken ailelerin şu dört maddeyi bilmeleri gerektiğini düşünür:
Bunlar;
1) Öğrenciden tam olarak ne beklendiği
2) Bu beklentinin öğrenciye nasıl sunulduğu
3) Öğrencilerin ne yapacağı
4) Velilerin yardım için ne yapacağı (Küçükahmet, 2004: s.88).
Okulun gelişmesinde okul aile birliğinin katkısı büyüktür. Ana babanın adına onların çocuklarını eğitme görevini üstlenen okul, başa çıkamadığı sorunları ancak onların yardımını alarak çözebilir. Okul aile birliği toplantıları para yardımı toplamak için değil, öğrencilerin öğrenme sorunlarını çözmek için yapıldığında ve bu sorunların çözümüne ana-babalar katıldığında okul, öğrenciler için daha çekici, öğrenmeye daha elverişli olabilir (Başaran, 2000: s.200).
Çocuğun aile içindeki yeri ve onunla kurulan iletişim biçimi düşük okul başarısını etkileyen önemli bir faktördür. Okulda başarısız olan 7-17 yaşları arasındaki 50 çocuk üzerinde, ülkemizde gerçekleştirdiğimiz araştırmaya göre; başarısız çocukların %66'sının babalarının kendilerine zaman ayıramayacak kadar meşgul oldukları, %46'smın psiko-sosyal olgunluklarının yetersiz olduğu, %44'ünün ailesinde ana-baba ilişkilerinin kötü olduğu, %46'sında dikkatsizlik ve dalgınlık belirtilerine rastlanıldığı, %32'sinin arkadaşlarıyla olan ilişkilerinin kötü olduğu, %36'sınm otoriteye karşı olduğu, %24'ünde yalan, %24'ünde de tırnak yeme saptanmıştır. Bu bulgular da bize, okul başarısızlığında aile faktörünün önemli derecede etkili olduğunu göstermektedir (Yavuzer, 2001: s. 191).
Yapılan araştırmalar, evdeki eğitimsel uyarı azlığı ve ailenin okul başarısına karşı gösterdiği ilginin yetersizliği ile okul başarısı sorunları arasında doğrudan bir ilişkinin varlığını göstermiştir (Yavuzer, 2001: s. 192).
Sonuç olarak veliler, çocuklarının başarılı olmalarını isterler. Öğretmenler sınıfta pozitif, olumlu bir hava kurmak için veli desteğini almalıdır (Küçükahmet, 2004: s.89).

0 yorum

Yorum Gönder

KONU BAŞLIKLARI